www.kriminoloji.com

 

 

SUÇUN NEDENLERİ – SUÇ ETOLOJİSİ

 

 

 

 

 

 

Prof.Dr. Timur DEMİRBAŞ[1]

© www.kriminoloji.com 2002

 

 

 

                       I.    BİYOLOJİK TEORİLER (SUÇUN FİZİKİ-ANTROPOLOJİK-BİYOLOJİK YANI)

 

A)        Fiziki Coğrafya:

         Burada kartografik (coğrafi) görüşten bahsetmek gerekir; bu görüş, suçu sosyal koşulların gerekli ifadesi olarak görmekle beraber, coğrafi faktörlerin suçlu davranış üzerinde etkileri kabul etmektedir. Bu faktörler, iklim (sıcaklık,nem,barometrik basınç), topograf, doğal kaynaklar ve yerleşimdir. Kartografik görüş, bazen ekolojik görüş olarak da belirtilir. Sistematik olarak ilk ekolojik çalışmalar Fransa’da Guerry ve Belçika’da Quetelet tarafından yapılmıştır[2].

         Nüfusun yer dağılımının sosyal görüşlerinin tersine fiziki coğrafya veya biyolojinin  sosyal olmayan fiziki görünüşleri bu yüzyılın başında çeşitli yayınlara rağmen çağdaş kriminolojide ihmal edilmiştir. Belki eski yazarlar bunun anlamını, suçlu davranışın nedeni olarak abartma eğiliminde olmuşlardır. Bonger, Herodot’un tarihsel gelişimi, Montesquieu ve Quetelet üzerine, Roesner’e kadar kısa tasvirler yapmıştır. Fiziki çevrenin kriminolojik önemi, esaslı olarak ülkenin iklimi bakımından, hava ve mevsimler üzerine araştırılmıştır. Quetelet, Guerry de Champneuf, Lombroso, Feri, Aschaffenburg ve diğerleri, Fransa, İtalya ve Almanya’da mala karşı suçların soğuk yerlerde ve kışın artmasına karşın, sıcak yerlerde ve sıcak aylarda kişilere karşı suçların daha sık olduğu istatistiki olarak ortaya koymaya çalışmışlardır. Lombroso bu konuyu yeterince önemli kabul ettiğinden, “Suçun Nedenleri ve Mücadelesi” isimli eserinin ilk kısmını buna adamıştır[3].

         Wolfgang, 1948-1952 yılları için Filedelfiya’da cinayet üzerine yaptığı araştırmada, soğuk ve sıcak aylar arasında önemli bir fark keşfetmedi. Bu, suçlu davranışlar üzerinde iklim koşullarının kesin etkisiz olduğu sonucunu doğurmaz. Eski yazarların çalışmalarına esas olan şartlar, açıkça cinsi veya diğer tarzda insani duygusal heyecanların ve maddi ihtiyaçların suçlu hareketler şeklinde, mevcut istatistiklerde ne açıkça ispat edilebilir, nede çürütülebilir olduğunu söyleyebiliriz. İklim etkileri sadece oluşum etkileri vasıtasıyla örtülemeyebilir, bilakis kültürel etkiler çok sayıda ve kuvvetli olabilir. İklim ve coğrafi durum, fizyolojik fonksiyonları ve kültürel verimleri tahrik edebilir, aksi takdirde kültür her yerde değişmez ve aynı olurdu[4].

 

B)        Suçu Beden Yapılarındaki Farklılıklara Dayandıran Teoriler:

         Tarihsel olarak  fiziki özellikler ve şekil bozukluklarının kişinin şeytani niteliklerini gösterdiğini iddia etmiştir. Nitekim Ortaçağda kanunlar, suç zanlıları arasında en çirkin olanın suçlu olma ihtimalinin fazla olduğunu belirlemekteydiler. İlk olarak Giambattista della Porta (1535-1615), insan fizyonomi okulunu kurarak, insan davranışları ile yüz özellikleri arasındaki ilişkileri incelemiştir. Ona göre, hırsız, geniş dudaklı ve sert bakışlıdır. Porta’nın görüşleri aşağı yukarı 200 yıl sonra, İsveçli Johann Kapsar Lavater (1741-1801) tarafından tekrar ele alınmıştır. Tüm bu görüşler Fransız Joseph Gall (1758-1828), Johann Kapsar Spurzheim (1776-1832) ve Charles Caldwell (1772-1853) tarafından ayrıntılı olarak açıklanmıştır. Onlara göre, beyin dokusu ve hücreleri ile beyindeki girinti ve çıkıntılar, insan davranışını düzenler[5].

         Beden yapısı ile kişilik özellikleri arasındaki ilişkiler konusundaki düşünceleri ilk sistemleştiren Dr. Gall’dir. Prenolojinin (kafatası bilimi) kurucularından Dr. Gall, kişilik ile ilgili çeşitli özellik ve fonksiyonların beyinde belirli merkezleri olduğu şeklinde bir varsayımı kabul etmiş ve bütün beyinin topografyasını çıkarmıştır. Beyindeki bu merkezlerin iyi gelişmiş olması, bu özellik ve fonksiyonların kuvvetli olması şeklinde anlaşılmıştır. Beynin bu merkezlerinin kafatasına da etki yapıp, orada da bir takım çıkıntı veya girintilere yol açacağı tabii sayılmıştır. Kafatasındaki çıkıntı, düzlük ve girintilerin incelenmesi ile kişilik özellikleri hakkında fikir sahibi olunacağı belirtilmiştir. Buna göre kafatasının arka kısmında belirli bir çıkıntı olanların maddi zevklere düşkün; alınlarının yukarı kısmı çıkıntılı olanların ise, mal ve mülkiyet arzularının kuvvetli olduğu ileri sürülmüştür[6]. Avusturyalı bir anatomi uzmanı olan Dr. Gall, yaşamının yirmi yılını akıl hastaları ve mahkumlar arasında dolaşıp, anların kafa şekillerini çizerek geçirmiştir. Dr. Gall’e göre; a) beyin düşüncenin merkezidir. b) beynin farklı bölgeleri, değişik davranışları yönlendirir. c) beynin daha önemli kısımları nispi olarak daha küçüktür. d) kafatası beyin korteksini kaplar ve orantısız öneme göre, kafatasında eş anlamlı çıkıntılar olur[7].

         Bir suçluluk teorisinin formüle edilmesinin en eski teşebbüsüne biyolojik açıklama modelleri dahildir. Burada, kesin anlamda formüle edilmiş teoriyle değil, bilakis suçluluğu, suçludaki biyolojik gerçeklere geri götürme teşebbüsü ile ilgilidir. Deneme zamanın akışıyla değişmiş, belirli bakışların vurgulamaları zayıflamıştır. Lombroso’nun öğretisinin çıkış noktası genetik şarta bağlı suçluluk, yani doğuştan suçluluk idi. Her şeyden önce Lyon okulu olmak üzere yöneltilen yoğun eleştiri üzerine, Lombroso’nun kendisi bile doğuştan suçluluk teorisini yumuşatmış ve keşfedilen suçluların yarısının doğuştan suçlu olmadığını itiraf egtmiştir; buna rağmen, suçluluğun biyolojik açıklanması teorisini temsil etmeye devam etmiştir.  Şüphesiz bu görüş geleneksiz değildi. Lombroso’dan öncede, suçluluk ile bedensel durum arasında bağıntı kurulmakla birlikte, Lombroso ilk defa biyolojik şartı açıkça ortaya koyan kişidir. Tabii olarak suçluluk, bu şekilde kalıtımsal olarak geçmez, kişiyle birlikte doğmayabilen bir davranıştır ve davranışın kendisi değil, bir davranışa eğilim kalıtımsal olarak geçebilir. Bu yüzden kim bir biyolojik şartlı suçtan söz ederse, ilgili insanın biyolojik durum vasıtasıyla suça şekillenen bir davranış içerisinde olduğu düşünülebilir. Zamanın akışı içerisinde, suçun biyolojik olarak açıklanması içerik olarak farklı düşünülmüştür. Lombroso’ya göre, doğuştan suçlu, genetik olarak belirlenmiş, suçlu hareketler icra eden insanlardır. Şüphesiz biyolojik şartın bu daraltılmış kavramı nisbileştirilir ve tek tek biyolojik özelliklerle sınırlandırılır. Charles Darwin’in (1809-1882) etkisi altında kalmış olan Lombroso’ya göre suçlu, normal insanlara göre, en aşağı gelişim aşamasında duran atavistik (soya çeken) bir insandır[8]. Suçluların ölçümü, onların normal insanlara göre, büyük vücut uzunlukları, büyük kol uzunlukları, geniş göğüs kafesi ve fazla kiloya sahip olduklarını göstermiştir. Suçlunun duygusuzluğu ilkel insanları hatırlatır. Bu duygusuzluk, deneysel olarak ispat edilmiştir; vücudun sağ yarısı, sol yarısına göre daha az duyarlıdır. Suçlularda idrak tam görülmez. Lombroso, tek tek suçlulara gider; hemen hemen hırsız ve katillerin biyolojik işaretleri olduğunu iddia eder. Hırsızlar çok hareketli yüz yapısı ve ellere sahiptirler, gözleri küçüktür, huzursuz, sıklıkla gözleri oynar (şaşı), kaşlar çatık ve birbirine yakındır. Ahlâksızlar hemen hemen daima parlayan bir göze, ince yüze ve iri dudaklara sahiptirler. Genellikle ahlâksızlar ince yapılıdadırlar, ara sıra kamburdurlar, onlardan bir çoğunun parlayan gözleri kısık sesleri vardır. Lombroso, katilleri, sabit, soğuk ve dik bakan, bazen kanlı gözlü, ince dudaklı ve köpek dişleri büyük şeklinde belirtmiştir[9].

         Lombroso daha sonra Ferri ve Garofalo’nun etkisi altında sosyolojik ve psikolojik illi faktörlerin birlikte etkisini suçun oluşumunda tanınmasına rağmen, o antropolojik-biyolojik teorisine bağlı kalmaya da devam etmiştir. Lombroso istemeyerek, suçluların sadece %35-40’ının suçlu grubuna girdiğini söylemiştir[10].

         Lombroso, Pozitif Okulun kuruluşuna neden olmuştur. Gerçekten de Lombroso ile birlikte üç kişi ve üç eser Pozitif Kriminolojik Okulu kurdu: Doktor Sesare Lombroso (1836-1909) “Suçlu İnsan” (1876); hukukçu, politikacı ve sosyolog Enrico Ferri (1856-1929) “Suç Sosyolojisi” ve hukukcu Raffaele Garofalo (1851-1934) “Kriminoloji” isimli kitap ile Pozitif Okulun organı onlar tarafından 1880’de kuruldu[11].

         Berlinli cezaevi doktoru Baer, Lombroso’nun sonuçlarını kendi özel malzemeleri ile kontrol etti (1893) ve onları çoğu noktada çürüttü. Baer, doğuştan suçlu olabileceği, fakat anotomik-morfolojik işaretlerinin tanınamayacağını düşüncesindeydi[12]. İngiliz Goring (1870-1919), cezaevi doktoru idi, istatistik ve biyometri tekniğine ustaca hakimdi. Gayretini ve enerjisini Lombroso ve onu izleyenlerin teorilerini kontrole ve çürütmeye adadı. İngiliz cezaevlerindeki hükümlüler ve öğrenci, asker ve maden işçilerinden oluşan kontrol grubundaki 3000 kişiyi ölçüp kontrol etti ve 1913’de yayınladığı araştırmalarında, kafatası ölçülerine dayanarak, bir kişinin bir üniversite profesörü veya ağır bir suçlunun malzemesine sahip olup olmayacağına değil; fakat bir İngiliz veya İskoç üniversitesinde okuyan bir öğrenci olup olamayacağına karar vermenin belki mümkün olduğunu alayla belirterek, Lombroso’nun tezini çürüttü[13].

         Hooton (1939), 14.000 hükümlüyü inceledi ve şu morfolojik özelliklerin ortaya çıktığını tespit etti: Uzun boyun, ince dudaklar, düşük omuzlar, kırmızı saçlar, küçük gözler, iri çene. Uzun boylular çalmaya ve öldürmeye, geniş yapılılar dolandırıcılığa ve öldürmeye eğilimli idiler; kısa boylular hırsız ve şişmanlar cinsel suçlu idiler[14]. Hooton’un suçlu grubundaki morfolojik işaretler toplandığında, sadece %4 göze çarpmayan, %15,8 ayırt edilemeyen ve şaşırtıcı sayı %49,5 gelişmiş belirtiler şeklinde ortaya çıkmıştır; sonuncular suçlu olmayan nüfusa göre genellikle suçlularda ortaya çıkmıştı. Hooton’un sonuçları, biyolojik ölçülerle ölçülen suçlu grubunun, suçlu olmayan gruba göre, biyolojik olarak gelişmiş olduğunu gösteriyordu[15].

 

C)        Genetik Teoriler:

1)  Aileler Üzerinde Yapılan Araştırmalar

        Dugdale’ın geneolojik aile araştırması (1877) kriminolojide, bu yönlü araştırmaya sebebiyet vermiştir. Dugdale, 1730’da  doğan, Juke’lerin  ata babası Max’ı buldu. Arkadan gelen 709 kişi araştırıldı ve bunlar çalışan, fakir ve suçlu insanlar olarak gruplara ayrıldı. Bu ailenin arasında 77 suçlu, 202 fahişe ve genelev sahibi, 142 serseri ve çok sayıda fakir yurdundan yararlanan, hırsız ve katiller vardı. Juke’ler kural olarak onlara benzeyen aynı seviyedeki insanlarla evlendiler ve diğer bir toplumsal sınıf içine çıkmayı denemediler[16].

        Diğer bir sorunlu serseri ailesi Viktoria’nın, 76 üyesinden, sadece 8’i ispat edilebilir sapma göstermişti. Zero, Kallikak aileleri ile ilgili aynı araştırmalarda, benzer sonuçlar ortaya koydular[17].

        Kallikak ailesinden gelen 480 kişiden 474’ü cezaevine girmiş ve bunlardan 37’si ölüm cezasına mahkûm edilmişti[18].

2)  İkizler Üzerinde Yapılan Araştırmalar

        Biyolojik düşüncenin kabulü Lombroso’dan sonra çok az tabiî şekil aldı. Her şeyden önce 20’nci yüzyılın 20’li 40’lı yıllarına kadar Almanya’da, suçun biyolojik şartını ispat etmek için çok sayıda araştırma yapıldı. Somut bilgilerin eksikliği (kromozom anomalileri üzerinde), burada genellikle kuşku ile karşılandı. Suçlu veya asosyal aileleri üzerine soy araştırmasına, büyük suç yükü olan grupların araştırılması vasıtasıyla girişilmesi; kısmen suçluluk içerisinde bulunan sosyal göze çarpmaların biyolojik kalıtımlı olduğunu gösterdi (Kranz 1940, Kranz-Koller 1940, Rechenbach 1940 çalışmaları). Geniş ölçüde görülebilen metodik özensizlik ve onun yanında soysal faktörlerin dikkate alınmaması nedeniyle bu gün bu çalışmalar az inandırıcıdır. Bilimsel olarak önemli olan ikizlerin suçluluğu üzerine yapılan araştırmalar olmuştur; onlarla suçluluğun genetik şartı olduğu ispat edilebilirdi. Bu çalışmalardan tarihsel olanı Almanya’da her şeyden önce Johannes Lange’nin “Kader Olarak Suç” (1929), Frederich Stumpfl’ın “Kalıtım İstidadı ve Suç” (1935) ve Heinrich Kranz’ın “Suçlu İkizlerin Yaşam Kaderi” önemli çalışmalar olarak gösterilir. İkizler araştırması ve suçun genetik sınırlanması üzerindeki yargı, tek ve çift yumurta ikizleri üzerindeki araştırmalardan hareket eder. Çift yumurta ikizleri, farklı cinsiyette olabilen sadece normal kardeşler iken, tek yumurta ikizleri aynı gen yapısını ortaya koyarlar[19].

        Johannes Lange (1929), hapishanede bulunan suçluların ikizler olup olmadığını araştırdı ve ikiz kardeşlere sahip olanlar üzerinde çalıştı. Lange, 13’ü tek yumurta ikizi, 17’si çift yumurta ikizi olan 30 çift erkek ikiz buldu. Lange, onların suçluluğunu araştırdı; tek yumurta ikizlerinde 10 çift daha önce cezaevinde bulunmuştu (bu %77’ye tekabül eder); buna karşılık 17 çift yumurta ikizinin, her birinden sadece birisi cezaevinde bulunmasına karşılık, ikisinin de cezaevinde bulunduğu sadece iki olaydaydı; çifte yumurta ikiz çiftlerde bu %12’ye tekabül ediyordu. Bundan Lange, suçluluk için kalıtım özelliklerinin büyük öneme sahip olmak zorunda olduğu sonucunu çıkardı[20]. Şüphesiz Lange’nin araştırmasına önemli metodik itirazlar ileri sürüldü. Kranz ise, yaptığı araştırmalar sonunda, suçluluk oranında uyuşmanın çift yumurta ikizlerinde yarı oranında bulunmasına karşılık, tek yumurta ikizlerinin aşağı yukarı 2/3 ile 3/4 arasında olduğu sonucuna varmıştı[21].

        Walters (1992), konu analizlerinde, 18 ikiz çalışmasının (Danimarka, Almanya, Finlandiya, İngiltere, Japonya, Hollanda, Norveç, ABD) sonuçlarının bir listelemesinde, tek yumurta ikizlerinin suçluluğu bakımından %7,1 ile %100 arasında bir uyuşmanın göründüğü ve çift yumurta ikizlerinde bunun %0 ile %77,8 arasında olduğunu ortaya koydu. Bu farklı sonuçlar, büyük kısmı hemen hemen çok sınırlı olan araştırma malzemesi (18 araştırmanın tamamı, sadece 494 tek yumurta ve 525 çift yumurta ikizini kapsamıştı) ile metodun adil olmamasına ve tesadüfen alınmış örnek gruba dayandırılmaktadır. Bu araştırmalarda, suçluluk yükü tek yumurta ikizlerinde, biyolojik basit kardeş olan çift yumurta ikizlerine göre daha benzerdir. Bundan, suçluluğun biyolojik olarak belirlendiği sonucu ortaya çıkar. Suçun oluşumunda ilk bakışta biyolojik yapıya verilmiş gösteren sonuçlara rağmen, bir yanıltma faktörünün tamamen dikkat dışı bırakıldığı gözden kaçırılmamalıdır; sosyal çevre. Bu yüzden suçluluk yüküne ilişkin bütün açıklamalar, metodik olarak güvensiz zemine kayıyor ve bu yüzden genelleştirilemezler[22].

 

 

 

Tek Yumurta İkizleri

Çift Yumurta İkizleri

Araştırma

Yıl

Ülke

Çiftlerin Sayısı

Uygunluk Oranı %

Çiftlerin Sayısı

Uygunluk Oranı %

Lange

1929

Almanya

13

77

17

12

Legras

1932

Fransa

4

100

5

0

Rosanoff

1934

ABD

37

68

60

10

Kranz

1936

Almanya

31

65

43

53

Stumpfl

1936

Almanya

18

61

19

37

Rosanoff

1941

ABD

45

78

27

18

Yoshimasu

1961

Japonya

28

61

18

11

Dalgaard

1976

Hollanda

31

26

54

15

Ortalama Uygunluk

62

 

19

İkizlerin suçluluk davranışlarındaki uygunluk derecesini gösteren tablo[23].

 

        Bu güne kadar birisi suçlu olan aşağı yukarı 750 ikiz çift araştırıldı, genel toplamda, tek yumurta ikizlerinde suçluluk üzerine uyum sayıları çift yumurta ikizlerine göre hemen hemen dört misli yüksektir (%55’e %13). Diğer bir ifadeyle, eğer bir tek yumurta ikizi suçlu ise diğerinin de suçlu olması ihtimali çift yumurta ikizine göre dört misli daha yüksektir[24]. Tek ve çift yumurta ikizleri arasında benzer göze çarpan farklar ayrıca homoseksüellik ve alkollülük bakımından da tespit edilmiştir. Bu görüntülerde çevre etkilerinin de derece etkili olduğu belli değildir[25].

 

 

 

Uyum İlişkisi

 

İkiz Çift Sayısı

Tek Yumurta

Çift Yumurta

Tek Yumurta %

Çift Yumurta %

Yetişkin Suçları

766

231

535

55

13

Genç Suçluluğu

67

42

25

85

75

Çocuk Dav.Boz.

107

47

60

87

43

Homoseksüellik

63

37

26

100

12

Alkoliklik

82

26

56

65

30

Tek ve çift yumurta ikizlerinin çeşitli şekillerdeki sapıcı sosyal davranışlarının uyumunu gösteren tablo

 

        Rosanoff’un araştırmalarında, genç suçlular ve problemli çocuklarda özel sonuçlar ilgilendirildi[26]:

 

 

Tek Yumurta

Çift Yumurta

Uyuşma

Uyuşmama

Uyuşma

Uyuşmama

Gençlik Suçları

39

3

20

5

Problem Çocuklar

41

6

26

34

 

 

3)  Evlat Edinme Çalışmaları

        İkizler üzerinde yapılan araştırmalar, suçluluğun kalıtıma bağlı olduğu görüşü yararına değil, bilakis evlatlık araştırma sonuçlarına götürdü. Küçüklerinde ayrılmış ve yalnız büyümüş ikizlerin davranışı sorusu üzerine araştırmalar, yapı ve çevre ilişkisini bağlantılı yapmamak için yeni araştırmalarda, evlat edinme araştırması kullanılmaktadır; bunlarla davranışlar üzerindeki genetik etkiler ispat edilecektir. Bura da, tamamı ile birbirinden ayrılarak büyümüş kardeşler takip edilmekte ve onların yapısının açıklanamayan farkları, sosyal olarak açıklanmaya çalışılmaktadır[27].

        Mednick/Gabriell/Hutchings (1977), 1924-1947 tarihlerinde Danimarka’da 14.000 evlatlık üzerinde bir araştırmayı rapor ettiler. Bu çalışma, evlatlığın biyolojik ebeveynin kayıtlı suçluluğu, büyük bir risiko ile evlatlık çocukların kayıtlı suçluluğu ile de bir gittiği hipotezinden hareket etmişti. Bu araştırmalar, evlatlıkların mahkumiyet oranı ile biyolojik ebeveynin mahkumiyet oranlarının, evlat edinen ebeveyne göre daha yüksek olduğunu gösterdi. Bununla birlikte, eğer mahkum edilmiş bir biyolojik bir babası varsa, bir evlatlık için, suçlu olma ihtimalinin yüksek olacağı iddia edilmişlerdir. Ne biyolojik baba, nede evlat edinen baba suçlu değilse, suçlu çocukların oranı %10,4 bulunmuştur. Bu oran biyolojik babanın suçlu olmayıp da, evlat edinen babanın suçlu olmasında %11,5’e yükselmiştir. Buna karşılık, evlat edinen baba suçsuz ve biyolojik baba suçlu ise, oğulların yük oranı %22 olmuştur. Bu oran işaret edilen en yüksek değere %36,2 ile hem evlat edinen, hem de biyolojik babanın suçlu olmasında erişmiştir. Mednick/Gabriell/Hutchings, önceleri bu durumu genetik sınırlama olarak değerlendirirlerken, sonraları evlat edinenlerin suç çevresi içerisinde olduklarını bilmediklerini belirtmişlerdir[28].

 

Babaların suçluluğu

Toplam

Onlardan evlatlık oğullar

Suçlu %

Her iki babada suçlu değil

333

35

10,5

Sadece evlatlık baba suçlu

52

6

11,5

Sadece biyolojik baba suçlu

219

46

21

Her iki babada suçlu

58

21

36,2

Evlatlık oğulların suçluluğu, babaların dosyaya göre suçluluğundan ayırt edilmesi[29]:

 

 

4)  Beden Tipleri

        Lombroso’nun düşünce yapısı, her şeyden önce modern yapısal araştırmalar vasıtasıyla yeniden canlandırıldı. Bu görüşün temsilcisi Almanya’da Kretschmer ve ABD’de W.H.Sheldon idi.

        Ernst Kretschmer (1888-1964), “Beden Yapısı ve Karakter” isimli çalışmasında, Lombroso’nın düşünceleri ile bağlantı kurmuştur. Kretschmer, davranış ve beden yapısı üzerine, leptosom (astenik), atletik, piknik ve dysplastik olmak üzere dört tip belirlenmiş ve her tipin, belirli karakter özelliklerinden bahsetmiştir. Şüphesiz, Kretschmer’e göre, suçluluğun oluşumunun azalmasının sadece beden tiplerine bağlanması caiz değildir; belirleyici olan failin sâiki ve yaradılışıdır[30].

        Kretschmer’in suç biyolojisi sistemindeki önemli noktalar şunlardı: Suçluların tamamında, genel nüfustaki gibi aynı yapısal tiplerin dağılımı mevcuttur; hemen hemen %20 piknik, %40-50 leptosom ve atletik, %5-10 dyplastik ve %30’dan az karışık tipler bulunmaktadır; piknikler suçlular arasında genel nüfusta en az temsil edilenlerdir[31].

        Kretschmer’in çalışmasının ilk baskısının (1921) tüm malzemesi, 1/3’ü mani-depressif ve 2/3’ü şizofren olmak üzere 400 vakaya dayanıyordu. Günümüzde uluslararası araştırma malzemeleri mevcut olup, sadece psikozlarla ilgili olanları 8 000’in üzerinde vakayı kapsamaktadır. Ortaya konan metodda öncelikle piknik, leptosom(astenik) ve atletik olarak isimlendirilen bedenin üç tipi ortaya çıkar; bunlar kadınlarda ve erkeklerde bulunurlar. Üç tip, şizofren ve mani-depressif şekil alanına özel ve dikkati çekici tarzda dağılır. Bu tipler, her yerde sağlıklı insanlarda da bulunurlar ve onlarda hastalıklı yapı içermezler, bilakis belirli normal-biyolojik yapı ortaya koyarlar. Bunlar yanında, dyplastik tipler olarak bir araya getirilen özel küçük gruplar bulunur[32].

        Piknik tipler, orta yaşlarda kafa, göğüs ve göbeğin kuvvetli enine gelişimi ve gövdenin yağlanma eğilimiyle kendini gösterirler; bunlar orta boylu, yuvarlak vücutlu, yağlı, el ve ayakları küçük, vücut kılları az olan kişilerdir. Ortalama piknik erkeklerde, uzunluk 167,8 cm’dir Açık yağlı yapı ortaya çıkar, ağırlıkları 68.0 kiloyu aşar; belirli yaşam dönemlerinde tek tük 100 kg üzereinde ağırlıklar ortaya çıkar; incelenenler içerisinde, 1.71 cm uzunluğunda ve 107 kg ağırlığında birisi vardı. Bununla birlikte, yaşlı kişilerde, kuvvetli karışıklığın sonucu olarak önemli aşağı ağrılıklarda vardır (bir olayda, 163:49). Orta yaşlardaki piknik dış görüntüsünde, mani-depressif vakaların sıklıkla görünmesi önemlidir[33].

        Leptosom (astenik-ince) tipler, ince yüz, sivri burun ve ince uzun şekille belirlenirler. Vücut ağırlığı, vücut uzunluğu karşısında geri kalmış olup; ortalama ölçü, 50,5 kg-168,4 cm’dir. Leptosom tipin yüzü, daha 19’uncu  yaşta karakteristik şeklini kazanır ve ileri yaşlarda zayıflamayla daha da keskinleşebilir. Bu tiplerde omuz ve gövde dar, göğüs basık, kol ve bacaklar uzun, el ve ayaklar ince uzun kemiklidirler. Asteniklerin bir kısmındaki biyolojik stigma, vaktinden önce yaşlanmadır[34].

        Atletik tiplerin erkekleri, iskelet ve adale yapısının ve cildin kuvvetli gelişimi vasıtasıyla tanınırlar; omuzları geniş, beli ince ve kaslı olup, vücut uzunluğu ortalamanın üzerindedir; 1.80 cm üzerindeki uzunluk nadir değildir; çalışmalardaki en uzun örnek 1.86 cm boyunda idi. Kadınların atletik tipleri de, şüphesiz belirli karakteristik sapmalarla erkeklere uyar. her şeyden önce yağlanma gelişimi sıklıkla engellenemez[35].

        Bu beden tiplerinin genel karakter özelliklerine gelince: Piknik tip, dışa dönük, şen, rahat ve candandır, komplike bir tabiata sahip değildir, uyum yeteneğine sahiptir. Leptosom tip, toplum dışıdır, çekingen yaşar ve derinde yapılanan sığ bir sudur. Atletik tip, ağır, canlı veya saldırgandır. Üç ana yapı ve onların mizaçları ideal tiplerdir. Gerçekte biz karışık ve kesişmelerde buluşuyoruz. Yapı tipleri ve suçlu davranış arasındaki ilişkiler kriminolojinin ilgisini çabuk harekete geçirdi[36]. Gerçekten de piknik tipin mani-depressif denilen hastalığı geliştirdiği; astenik ve atletik tipin şizofreni hastalığına tutulduğu ileri sürülmüştür. Mani-depressif psikozda, hasta, taşkın bir iyimserlik, neşe ve girişkenlik halinde bulunur; yada derin bir üzüntü ve kötümserlik içine düşer; suçluluk ve günahkarlık duyguları ile acı çeker. Bu iki hastalıklı ruh hali içinde gidip gelen çeşitleri vardır. Şizofrenide ise, hasta duygu kütlüğü ve gerçeklere karşı ilgisizlik gelişir; hayalindeki bir dünyada yaşar ve çeşitli saldırganlıklar gösterir[37].

 

Beden Tipleri

Mani-depressif

Şizofren

Leptosom

4

81

Atletik

3

31

Leptosom-atletik

2

11

Piknik

58

2

Pikniğin karışık şekilleri

14

3

Dyplastik

-

34

Belli olmayan tipler

4

13

Toplam

85

175

Beden tipi ve ruhî yapı[38]

 

        Leptosomlar, hırsızlık ve dolandırıcılık suçlarında kuvvetle öne çıkarlarken, şiddet ve genel adap aleyhine karşı suçlarda nispeten geridirler. Atletikler, şiddet suçlarında ağırlıklıdırlar; hem şiddet kullanılan mala yönelik suçlarda, hem de genel adaba karşı suçlarda diğer gruplara göre öne çıkarlar; dolandırıcılıkta çok azdırlar. Dayplastikler, genel adaba karşı suçlarda açık bir fazlalığa erişirler; mala karşı işlenen suçlarda da uygun bir sıklıkla temsil edilirler. Piknik tipler, bütün gruplarda, nüfus ortalamasının altındadırlar. Nispi sıklıkla dolandırıcılığa  ve çok az derecede şiddet grubuna katılırlar[39].

        Amerikalı Sheldon, beden yapısı ve kişilik ilişkisini farklı bir şekilde incelemiştir: Döllenme ile başlayan gelişimin ilk iki haftası germinal dönemdir ve bu süre içerisinde, sperm ile yumurtanın birleşmesinden ortalama dört-beş santim çapında bir disk meydana gelir. Bu dönemde, organizmanın çeşitli organlarının gelişeceği üç temel doku belirgin hale gelir:

·     En içteki endoderm tabakasından sindirim, solunum ve kan dolaşımı gibi iç organlar;

·     Ortadaki mezoderm tabakasından iskelet ve kas sistemleri;

·     Ektoderm tabakasından ise, deri, beyin ve sinir sistemi meydana gelir.

         Sheldon’a göre, embriyonun gelişimi seyri içinde, bu üç dokudan birisini belirleyici duruma geçerek, ona ilişkin kısımlarının belirgin olduğu vücut yapısı ortaya çıkar:

§     Ekdomorfik beden yapısı, iç organları gelişmiş, yuvarlak ve kare şekline yaklaşık şişmen bir yapı;

§     Mezomorfik beden yapısı, iskelet ve kas sistemi gelişmiş, geniş omuzlu, ince belli, atletik ve güçlü bir yapı;

§     Ektomorfik beden yapısı, ince uzun, dikine oturtulmuş dikdörtgen şeklinde, uzun boylu ve zayıf bir yapı[40].

         Her beden tipinin ayrı bir karakteri bulunur: Endomorflar eğlenmeden hoşlanan, neşeli ve arkadaş canlısı; mezomorflar saldırgan, cüretli ve dinç; ektomorflar ise, içe dönük, duygusal ve sinirli tiplerdir. Sheldon, Kretschmer’den farklı olarak, bu üç tip arasında kesin bir çizgi çizmemiştir. Her insanda, bunlardan bir miktar bulunabileceğini ve yedi birimli bir ölçek ile belirtilirse; uç örneklerin örneğin endomorfik tiplerin 7-1-1, mezomorfik tiplerin 1-7-1, ektomorfik tiplerin 1-1-7 olacağını, dengeli tiplerin ise, bunların 4-4-4 olacağını iddia etmişti. Sheldon, 200 suçlu ve 200 suçlu olmayan kişi üzerinde yaptığı araştırma sonunda, mezomorfik tiplerin suç işlemeğe  daha elverişli olduklarını saptamış ve bunun nedeni olarak da, mezomorfik tipin saldırganlığı ile kendisini kontrolden yoksun oluşunu göstermişti. Ancak Sheldon, çevre etkilerinin önemini de belirtmişti[41].

         Kretschmer ve Sheldon’un ortaya koyduğu beden tiplerinin karşılaştırılması şu benzerlikleri ortaya koymuştu:

         Sheldon’un endomormifik tipi   >   Kretschmer’in piknik tipine,

                   “      ektomorfik tipi        >       “        leptosomik tipine,

                   “      mezomorfik tipi      >        “         atletik tipine aşağı yukarı uyuyordu.

         Sheldon’un görüşleri de, Kretschmer’in ki gibi, tüm kişiliği beden yapısı ile bazı kişilik özelliklerinin muhtemel ilişkilerine bağlanması ve eğitim ile çevre etkilerini dikkate almaması nedeniyle yetersizdir. Mani-depresif psikoz, genellikle orta yaşlarda ve tabii olarak vücudun yuvarlaklaşmaya başladığı zamanlarda ortaya çıkar. Şizofreni ise, daha çok gençlik çağlarının bir hastalığıdır[42].

         Kapsamlı bir araştırma karı-koca Glueck’lar tarafından yapıldı ve aşağıdaki sonucu verdi:

 

 

Suç İşleyenler

%

Suç İşlemeyenler

Endomorfik (piknik) yapının hakimiyeti

11,8

 

15

Mezomorfik (atletik) yapının hakimiyeti

60,1

 

30,7

Ectomorfik (leptosom) yapının hakimiyeti

14,4

 

39,6

Belirli bir yapının hakimiyeti yok

13,5

 

14,7

 

         Yapılan araştırmalardaki görüntü, atletik tipin daha yüksek suç işlediği şeklindeydi: Atletiklerin suç oranı, piknik ve lleptosomlara göre iki misli daha yüksekti[43].

         1965 yılında Almanya’da 193 olay üzerine yapılan bir kollektif araştırmada şu sonuç ortaya çıkmıştı[44]:

 

Beden Tipleri ve Suçlar

 

Piknik

Leptosom

Atletik

Dolandırıcılık

27

42

31

Genel adap

19

61

19

Şiddet

19

31

50

Hırsızlık

16

43

42

İhtiras ve diğerleri

11

55

33

 

 

5)  Kromozomlar Üzerinde Yapılan Araştırmalar

        Normal bir insan hücresinde 23 çift yani 46 kromozom bulunur ve 23’üncü çift kromozom kişilerin cinsiyetini belirler.  Normal erkek hücresinde bir X, bir de Y kromozomu; normal bir kadın hücresinde ise, iki tane X kromozomu bulunur. İstisnai olarak, mongolizm veya zeka geriliğine neden olan X kromozomonun eksik veya fazla olduğu kişilerde bulunabilir[45]. Şikago’da 1966 yılında çok sayıda kişiyi öldüren bir katilin kromozomlarında XY yerine, XYY kromozom anormalliğinin tespiti büyük heyecan yaratmış ve bu sebeple fail, elektrikli sandalyeden kurtulup, kusur yeteneği olmadığından bir tedavi kurumuna gönderilmişti[46]. Kalıtım öğretisinde bilimin ilerlemesiyle, kromozom yapısı ve suçluluk arasında bir bağ olup olmadığı sorusu kriminolojide ortaya çıkmıştı. Tartışma kısaltılmış ve yanlış anlamayla bir süre, “katil kromozomu” sloganıyla sürdü; çünkü, 60’lı yıllarda ortaya çıkan katillerin çoğunun kromozomlarının anormalliği XXY’i gösteriyordu. Gerçekten Fransa’da 1968 seks cinayeti işleyen Daniel Hugon ve 1966’da Şikago’da sekiz hemşirelik öğrencisini öldüren 24 yaşındaki Richard F.Speck’in bir kromozomları XXY idi; yani bir Y kromozomu fazla idi. Kromozomların anormalliği şu şekilde belirlenir; erkekle ilgili her taşıyıcı bir veya birden fazla X kromozomu veya fakat fazladan da Y kromozomuna sahiptir.  (XXY, XYY gibi) veya kadınlarda kromozom anormalliği hiçbir zaman bir ek Y kromozomu içinde oluşmaz. Genetik olarak bir erkek olan her insanda en azından bir Y kromozomu ortaya çıkar[47].

        Mac Lean ve onun yardımcıları İskoçya’da 10725 erkek ve 10000 kız yeni doğmuşu, fazla X kromozomlarını bulmak için Chromatin metodu ile araştırdılar. Şüphesiz karyogram meydana gelmedi ve bu yüzden Y kromozomlarının fazlalığından söz edilemedi. Onlar, %0,20 Klinefelter ve varyantları (XXY), %0.12 XXX ve %0,04 Turner sendromu (X0) buldular. İsveç’te Hambert, tesadüfi nüfustan 18-19 yaşları arasındaki 2752 genç erkeği araştırdı ve İskoç araştırmasına yaklaşan %0,22 chromationu olumlu buldu. Normal nüfustaki YY sendromunun sıklığı üzerine az bilgi sahibiyiz. Genel olarak kadınlar erkeklere göre daha az suç tehlikesinde bulunurlar; onlar ayrıca daha az saldırgandırlar[48]. Patricia Jacops tarafından bulunan XYY olaylarının klinik araştırmasında, onların hepsinin dikkate değer şekilde iri oldukları (1.80 cm üzerinde) ve onların göze çarpıcı somatik işaretler göstermedikleri saptanmıştı. Neilsen’in şiddet suçlularının 1.80 cm’nin üzerinde olduğuna dair araştırması, Becker’in bildirdiği gibi onaylandı. XY sendromu ve saldırganlık arasındaki ilişki sadece adam öldürme suçlarında değil, cinsel suçlar, yağma, mala zarar verme ve Vandalizm de ifade edilmesi, en azından hipotez olarak kabul edilebilir. Lise Moor, içlerinde saldırgan suçluluk ile YY sendromu olan diğer olayları bulmak için literatürü araştırdı. Olayların % 51’inde saldırgan eğilimli XYY karakter anormalliği ve %70’inde XXYY ile suçluluk ve saldırganlık buldu; 32 olaydaki 15 şiddet faili, yani faillerin %45’i YY sendromu taşımakta idi[49].

        XYY erkeklerinde genellikle acayip bir duygusuz cinsel yaşam bulunur. Sadist yapı ile saldırılar, çekicilik, edeplilik ve kontak yeteneğinin yanında durur. Bu insanlar aniden bütün uyumluluklarını kaybedebilir ve suçlu olabilirler. Tek tek ortaya çıkan saldırganlıklar, cinsel alanda da nadir değildir. Lise Moore, erkek cinsel suçluların %2’sinde bir Y kromozomunun fazla olduğunu düşünmüştür[50].

        Jarvik ve arkadaşları tarafından 1973 yılında genetik anormallikler üzerinde yapıla bir araştırma şu sonuçları ortaya çıkarmıştır:

 

 

XYY %

XXY %

Mongolizm %

Yeni doğmuş erkekler

0,13

0,14

0,13

Normal yetişkin erkekler

0,13

0,35

-

Akıl hastaları

0,7

1

-

Suçlular

1,9

0,86

-

 

        Jarvin ve arkadaşları, “suçlularda fazladan Y kromozomu, fazladan X kromozomuna göre daha fazladır. Bu da saldırgan davranışa yol açmaktadır” sonuca varmakla birlikte, suçların çoğunun kromozomları normal kişilerce işlendiğini; çünkü, XYY kromozomlu erkeklerin saldırganlıklarını kontrol edebildikleri değerlendirmesini yapmışlardır[51].

        Suçun ortaya çıkmasında genetik sebeplerin kabul edilip edilemeyeceğini açıklamak için, suçlu grupta çıkan kromozom anormallikleri ile normal nüfustaki bir kontrol grubunun yapıldığı bir karşılaştırmalı araştırmanın sonuçlarına göre; 74 erkek suçludan sekizinde kromozom anormalliği ortaya çıkmıştır. Bu durum, 103 kişilik karşılaştırma grubunda ise, sadece üç idi. Buna göre, suçlularda oran hemen hemen %11 iken, suçlu olmayanlarda %3’dür. Bu yüzden hemen hemen dört kat yüksek etkili bir yük bulunmasına rağmen, normal nüfusta kromozom anormalliğinin çok nadir olduğu gözden kaçmamış olabilir. Bununla, suçluların sadece bir kısmında bu anormalliklerin ortaya çıktığı, kromozom anormalliği ve suçluluk arasında genel nedensel ilişki kurdurtmanın güç olduğudur. Ortaya çıkarılan suçlularda kromozom anormalliklerinin açıkça sıkça olması, gerçeğinin kendisi, esaslı başka değerlendirmeye götürmez; çünkü biz, ruhsal ve bedensel göze çarpanların kromozom anormallikleri bağlantısının olup olmadığını, ilgili suçluda bunların ortaya çıktığını ve ispat edildiğini bilmiyoruz[52].

         

6)  Salgılar

        Lois Berman, iç salgı bezlerinin kişilik üzerindeki etkilerini “Kişiliği Düzenleyen Salgı Bezleri” isimli eserinde açıklamıştır: Örneğin tiroit bezinin kana gerektiği kadar iyot akıtamaması, “kretenizm” denilen duruma neden olmaktadır; bunlarda genel olarak boy kısa, bazen de dev boyluluk şeklinde olup, deri kurudur. Karakter olarak, durgun ve aşağı seviyelere kadar zeka geriliği göstermektedirler. Buna karşılık, tiroit iç salgı bezinin aşırı çalışması, fazla hareketlilik, huzursuzluk, kalp çarpıntılarıyla ilgili davranış özelliklerini doğurur. Diğer iç salgı bezlerinin çalışma anormallikleri de, çeşitli davranış bozukluklarına neden olmaktadırlar. Berman, normal insanlarda  da kişiliğin, iç salgı bezlerinin çalışmalarının esaslı etkisi altında kaldıklarını belirtmiştir: Kişiliğin daha çok “adrenal-böbreküstü salgı bezi”nin etkisi altında kimseler, canlı, enerjik, sebatkâr ve her işi tam yapan insanlardır. Adrenal salgısı eksik olanlarda genellikle devamlı bitkinlik görülür, bunlar çabuk sinirlenirler ve kararsızdırlar[53].

        Suçu, hastalık ile ilişki içersine oturtan veya onu hastalığın özel bir görünüş şekli içinde gören bir dizi teoriler vardır. Hastalık ve suçluluk, belirsiz nispi kavramlardır. Hukuki anlamda ne suçluluk, ne de suçun kendisi hastalık değildir; bununla birlikte, belirli hastalık şekilleri ve sınırlı suç hareketleri arasında tespit esilebilir bir ilişki mevcuttur. Suç, hastalığın sonucu veya akışı olabilir. Suç, hareket olarak semptomun değeridir[54].

        Dolaşım rahatsızlıklarının suç yaratıcı rolü daha yeterince araştırılmamıştır. Bu psikosomatik değişken etkilerin yakalanmasına bağlıdır. Hipofiz salgıları, böbreküstü salgıları ve cinsel hormonlar çalışmada ön planda olurlardı. Sinir dolaşımının tümü kriminoloji için daima daha büyük önem kazanacaktır. Hipoglisemi durumları patolojik koşullar altında (örn. Diyabetlere yüksel ensülin verilmesinin tepkisi olarak) ve fiziki koşullar altında, bu yüzden sağlıklı insanlarda kendiliğinden hipoglisemi olarak meydana gelirler. Bu, suçluluğa neden olabilecek geçici psikolojik değişiklikler meydana getirir. Mala karşı suçlar, kundaklama, cinsel suçlar, şiddet suçları, diğer ihlal ve ihmaller belirtilir; onların oluşumu kan şekeri eksikliği sendromuna dayandırılmıştır. Sinirsel dolaşım fenomenlerinin temel önemi kriminolojide tanınmalı ve ciddiye alınmalıdır. Beyincik alanındaki rahatsızlıklar ve onun dürtü yaşamı içindeki yöneltici fonksiyonu kriminolojik açıdan gayet önemlidir; çünkü beyincik, sadece yöneltmez, bilakis çevreden bir tarz içinde yöneltilmesi daima dikkat çekicidir[55].

        İç salgı bezlerindeki anormalliklerin insan davranışlarında kişilik bozukluklarına neden olduğu bir gerçek olmakla birlikte, kişilik oluşumunda çevre ve eğitimin etkileri de dikkate alınmak durumundadır.

        İnsan beyninin gelişimi ve fonksiyonu, biyokimya reaksiyonlarından etkilenir, böylece vücudun kendi kimyasal cevher ve hormonları, davranış için önemli bir rol oynarlar. Yüzyıldan fazla bir zamandan beri, bu cevherlerin insan davranışı üzerindeki etkisi araştırılmaktadır. Kriminolojik araştırma kendini iki alana yöneltmiştir; seksüel hormonlar, özellikle testosteron hormonu ve sinir dönüşümü. Testosteron hormonu bakımından en azından hayvanlarda, bu hormon ile saldırgan davranış  arasında bir ilişkinin olduğu keşfedildi. Bu sonuçlar kriminologları, şiddet faillerinde özellikle yüksel bir testosteron yansımasının ortaya çıkıp çıkmadığı düşüncesine götürdü. Uygun araştırma sonuçları uyumlu değildi; bazılarında böyle bir bağıntı bulunmazken, bazılarında normal gençlerde testosteron yansımasının yüksekliği sözlü ve bedensel şiddete yönelişle pozitif ilgi içinde idi. Hapisteki şiddet suçlularındaki araştırmalarda aynı yönde normal kişilere göre yüksek bulunuyordu. Sinir dönüşümü, sinir hücreleri arasında kimyasal bağıntılar bulunmasıdır; bir sinirden diğerine gönderilen işaretler ve öylece insan davranışı, duygusu, mizacı ve öğrenmesi üzerine direk etkilere sahip olmaktadır. Bunlardan insan vücudu tarafından üretilen bir dizi sinir dönüşümü vardır. Onlardan üçüyle kriminoloji özellikle ilgilenir: Serotonin, dopamin ve noradrenalin. Araştırmalar her durumda  onların hayvanlarda fazlalığının saldırganlığa götürdüğünü göstermiştir[56].

        

D)        Yanlış Beslenme Vasıtasıyla Suçluluk (Fosfat Teorisi):

         Suçluluğun, adeta yemek yemek ve içki içmek gibi olabileceği düşüncesi, ABD’de yeni temsil edilmektedir. Belirli maddeler ile zehirlenmeler vasıtasıyla suçlu hareketlerin geliştiği kabul edilir. Suçluluğun büyük kısmı için bu açıklamanın geçerli olması, prensip olarak doğruluğu çok imkansız görülme iktidarındadır. Suçlulukla nedensellik bağlantısı kurulan maddeler olarak, süt, B1 vitamini, yemekte çok şeker, az kan şekeri ve kurşun gösterilmiştir[57].

         70’li yıllarda ABD’de Feingold’un boya maddeleri olarak formüle ettiği hipotez, boya içeren gıda maddelerinin zehirleyici etki yapacağıyla bağlantılı olarak; Almanya’da eczacı Herta Hafer, “Gizli Kimyevi Madde-Gıda Fosfatı” isimli kitabında, çocuklarda ve gençlerde günlük besinlerde çokça bulunan fosfat ile fazla beslenmenin davranış bozukluğuna ve sonunda da suçluluğa götürdüğünü ispat etmeye çalışmıştır[58]. Tek tek olaylarda böyle bir bağlantı bulunup bulunmadığından bağımsız olarak, bu açıklama suçluluğun büyük bir kısmı için kullanılamaz. Ayrıca suçluluk zamanlarında özellikle fosfatlı yiyeceklerin alınmamış olduğunun nasıl açıklanmış olacağı sorulduğunda Hafer’in cevabı yoktur. Şu ana kadar ki deneysel sonuçlar, suçluluğun biyolojik sınırlandırılmasını yeterli ölçüde garanti etmemektedir; çünkü her şeyden önce tek tek açıklamaların temsili, metodik sebeplerden hala açık değildir[59]. 

 

E)         Karşılaştırmalı Biyolojik Davranış Araştırmaları (Etholoji):

         Etholoji’nin kelime anlamı, hayvanların yaşam tarzı öğretisidir. Etholojinin önemli isimlerinden birisi olan Niko Tinbergen tarafından, “davranış biyolojisi” olarak tanımlanır. Etholoji, hayvan psikolojisi ile göze çarpan suçlulukların açıklanması problemini birbirine yakınlaştırır: Hayvan davranışları ile insan davranışlarının karşılaştırılması  vasıtasıyla, suçu açıklamaya çalışır. Kriminolojik bakış açısından onun amacı,  insan davranışlarının ana yapısı içine bir bakışı muhafaza etmekte durur[60]. Etholojinin konusu, insan ve hayvan davranışlarını bu tarz, yani doğuştan kalıtımsal dürtü davranış tarzlarının araştırılması için karşılaştırmadır. Örneğin böylece beslenmeye yönelme ile cinsel iç güdü kaynaklı saikler arasında bağlantı kurulabilir. Ancak bu dürtü teorisi, suçun biyolojik kaynaklarını araştırmak için uygun değildir[61].

         Erkeklik hormonu salgısı androjen ile saldırganlık arasında ilişki bulunduğu ileri sürülmüş ve bazı hayvan türlerinde de erkeğin daha saldırgan olduğu gözlenmiştir. Bunun üzerine ilk kez İndiana cezaevinde, saldırgan erkekler hadımlaştırma uygulaması başlatılmış ve faydalı olduğu görülünce de, bu uygulamaları destekleyen yasalar getirilmiştir[62].

 

 

 

 

 

 

 

 

 

         DİPNOTLAR:

 



[1] Bu yazı Sayın Prof.Dr. Timur Demirbaş’ın Seçkin Yayıncılık’tan çıkan “Kriminoloji” kitabından tanıtım amacıyla alınmıştır. (Prof.Dr. Timur Demirbaş, Seçkin Yayıncılık, Kriminoloji, Ankara, 2001, 1.Baskı, s.95 vd.) Amacımız suç konusunda çıkan kitaplardan, dergilerden, yazılardan sizleri haberdar etmek; bilgi evrenine ve Türk kriminolojisine (suç bilimine) katkıda bulunmak ve topluma faydalı olmaktır. Daha detaylı bilgi için ilgili kitaba başvurmanızı özellikle tavsiye ederiz. www.seckin.com.tr    

[2] İçli, 45.

[3] Mannheim, I, 236 vd.

[4] Mannheim, I, 236 vd.

[5] Adler, Criminology, New York 1991, s.64 (zikr. İçli, 51 vd.)

[6] Enç, 32.

[7] İçli, 52 vd.

[8] Kürzinger, 73.

[9] Schwind, 83 vd.

[10] Mergen,75.

[11] Mergen 75.

[12] Mergen 75 vd.

[13] Bauer, 43; Mannheim, I, 264 vd.

[14] Mergen, 162.                      

[15] Montagu M.F.Ashley, Das Verbrechen unter dem Aspekt der Biologie, in: Kriminalsoziologie (Hrsg.F.Sack-R. König), Frankfurt a. M. 1968, s.234.

[16] Mergen Armand, Das Teuffelschromozsom, zum ,Taeter programiert, Essen-München 1995 s.27 vd; Exner,114.

[17] Exner, 114.

[18] Soyaslan Doğan, Kriminoloji, (Suç ve Ceza Bilimleri) Dersleri, Ankara 1996, s.48.

[19] Schwind, 95.

[20] Lange Johannes, Verbrechen als Schicksal, Studien an kriminellen Zwillingen, Leipzig 1929, s.82.

[21] Kranz Heinrich, Lebensschicksale krimineller Zwillinge, Berlin 1936, s.249.

[22] Kürzinger, 74vd.

[23] Kaiser, s.264

[24] Eysenck H.J. Krimimalitaet und Persönlichkeit, Wien 1977, s.87.

[25] Eysenck, 88.

[26] Bauer Fritz, Das Verbrechen und die Geselschaft, München 1967, s.36.

[27] Kürzinger, 75; Schwind, 96.

[28] Kaiser, 264; Kürzinger, 76.

[29] Göppinger, 174.

[30] Kretschmer Ernst, Körperbau und Charakter, Untersuchungen zum Konstitutionsproblem und zur Lehre von den Temperamenten, 26Auflage von Wolfgang Kretschmer, Berlin-Heidelberg-New York 1977, s.326 vd.

[31] Mannheim, I, 277 vd.

[32] Kretshcmer, 19.

[33] Kretshcmer, 19, vd.

[34] Kretshcmer, 25, vd.

[35] Kretschmer, 28 vd.

[36] Bauer, 44.

[37] Enç, 34.

[38] Kretschmer, 32.

[39] Kretschmer, 335 vd.

[40] Enç, 35.

[41] Sokullu-Akıncı Füsun, Kriminoloji, 2. baskı, İstanbul 1999, s.158 vd.

[42] Enç, 36.

[43] Bauer, 45.

[44] Bochnik H.J.-Legewie H.-Otto.-Wüster G., Tat, Taeter, Zurechnungsfaehigkeit, Multifaktorielle Analysen psychiatrisch-kriminologyischer Erfahrungen, Stuttgart 1965, 38 vd.

[45] Sokullu-Akıncı, 163.

[46] Göppinger, 175

[47] Mergen, Das Teufelschromosom, 10 vd.

[48] Mergen, Das Teufelschromosom, 60 vd.

[49] Mergen, Das Teufelschromosom, 67 vd.

[50] Mergen, 227.

[51] Sokullu-Akıncı, 165.

[52] Kürzinger, 77 vd.; Kaiser, 265; Schwind, 97 vd.

[53] Enç, 37 vd.

[54] Mergen, 172.

[55] Mergen, 175 vd.

[56] Kürzinger, 78.

[57] Kürzinger, 79.

[58] Hafer Hertha, Die heimliche Droge-Nahrungsphosphat, Ursache für Verhaltensstörungen, Schulversagen und Judendkriminalitaet, 6 Auflage, Heidelber 1988, s.97 vd.

[59] Kürzinger, 79; Schwind, 99.

[60] Schwind, 100.

[61] Brammsen, 61.

[62] Attar, 6.

 

 

 

NOT: Sayın Prof.Dr. Timur Demirbaş’a ait Kriminoloji kitabı SEÇKİN Yayıncılık San. ve Tic. A.Ş. tarafından kaynak olarak sağlanmıştır. Kaynak katkılarından dolayı yayınevine çok teşekkür ederiz.

 

 

 

 

 

© www.kriminoloji.com 2002

Sitemize www.kriminoloji.com, hukukcu.net, hukukcu.org veya turkhukuk.net, turkhukuk.org adreslerinden ulaşabilirsiniz.

 

 

Ana sayfa