|
www.kriminoloji.com CEZA ADALET SİSTEMİNİN ETKİNLİĞİ (ARAŞTIRMA) |
|
Ord.Prof.Dr. Sulhi DÖNMEZER Prof.Dr. Feridun YENİSEY** ©
www.kriminoloji.com 2002 ÇÜNCÜ KISIM BİRİNCİ BÖLÜM ARAŞTIRMA
SONUÇLARI, YORUM VE DEĞERLENDİRMELERİ Giriş 90. İstanbul’un
Ceza Mahkemelerinde, “Ceza Adalet Sisteminin Etkinliği” konusunda yapmış
bulunduğumuz araştırmanın ne suretle icra olunduğu hususunda önsözde bilgi
verilmiş ve Kullandığımız anket formu (sh. 293) bu esere eklenmiştir. Araştırmamızın
temel amacı Ceza Adalet Sisteminin fiilen ne suretle işlemekte bulunduğunu
belirlemek olmuştur. Kanunlar,
özellikle usul kanunları, sistemin ne suretle işleyeceğine dair hükümleri,
ilkeleri, usulleri ve şekilleri içerirler. Ancak kanunların belirttikleri bu normlar
uygulama ile şekil alır. Uygulamalar üzerinde ise ayrıca başta adli kültür
olmak üzere çok çeşitli unsurlar ve elbette ki, maddi araçlar etkili olur. Bu
hususta eserin birinci kısmında altı bölüm halinde bilgiler sunulmuştur.
Araştırmamızın anlamını tam olarak algılayabilmek bakımından geniş ölçüde
mukayese imkânını veren birinci kısmın dikkatle okunması ve karşılaştırmalar
yapılması özellikle faydalı olacaktır. Soru
varakası incelendiğinde görüleceği üzere, anketin temel amacı sistemin
işleyişinin ortaya çıkarılması ve geniş ölçüde olmak üzere bu bakımdan
sistemdeki dar boğazların nelerden ibaret bulunduğunun tayini ve sonra
bunlara göre önerilerin ortaya konulması olmakla beraber, okuyucu Türk
CAS’ının niteliği yani tevzi olunan adaletin vasfını belirleme bakımından da
soruların önemle ele alınmış bulunduğunu tesbit edecektir. Yine, kriminolojik
bakımdan sorulmuş sorular ve elde edilmiş cevaplar vardır. Soruların
cevapları CAS bakımından süratin olduğu kadar, muhakkaklığın, kesinliğin,
dürüst yargılamanın da gözönünde bulundurulduğunu ve bu bakımdan da ortaya
dikkati çekici sonuçların çıktığını göstermektedir. Anket sonucu
elde edilen neticeleri arz etmek bakımından araştırıcılar, iki metottan
birisini seçmek durumunda idiler: 1. Her sorunun cevabını rakamlar ve orantılar
halinde açıkladıktan sonra, araştırıcıların yorumlarını ve sistem bakımından
önemli olan sonuçları “değerlendirme” başlığı altında her soru ve cevap
bakımından müstakilen yapmak. 2. Cevapları sistemin unsurları itibariyle
toparlamak, sentezleştirmek ve neticeleri de bir bütün halinde arz etmek. Biz, esasta
birinci metodu uygulamayı daha uygun saydık. Soruları ve cevaplarını, bunlara
ait değerlendirmeleri ayrı ayrı arz etme yolu tutulduğunda bu eseri
inceleyecek olan diğer uzmanların da farklı yorumlar yapabilmeleri ve onlar bakımından da araştırma
sonuçlarının değerli malzeme teşkil edebilmesi bu yolla mümkün olacaktır. Bu metodun
uygulanmasında genel sentez bulunmamasının ortaya çıkaracağı noksanı bertaraf
etmek üzere de, ikinci kısmın dördüncü bölümünde araştırmalarımızdan
kaynaklanan önerileri bir sentez halinde sunmayı uygun mütalaa ettik. Böylece
her iki metoda da yer vermiş bulunuyoruz. Bir kısım tekrarlar varsa, sebebi
her iki metoda yer verilmiş olmasıdır. Önsözde
açıklandığı üzere 1117 kesinleşmiş Ceza Mahkemesi, dosyası incelenmiştir. Bunların 305
‘i Sulh Ceza Mahkemelerinin görevine giren suçlara aittir. Asliye Ceza
Mahkemelerinin görevine giren suçlardan alınan dosya sayısı 300 (istatistik
uygulama sonucu bu miktar 717 sayılmıştır.) Ağır Ceza
Mahkemelerinin görevine giren suçlardanden yine 300 dosya alınmış istatistik
uygulama sonucu bu miktar 96 sayılmıştır. Sözkonusu
1117 dosyanın İstanbul ilçeleri arasındaki dağılımı şöyledir: Bakırköy
adliyesi 171 dosya, Beyoğlu adliyesi 169 dosya, Eyüp adliyesi 80 dosya, Fatih
adliyesi 98 dosya, Kadıköy adliyesi 135 dosya, Kartal adliyesi 108 dosya,
Üsküdar adliyesi 60 dosya, Sultanahmet adliyesi 298 dosya. (108) I. ÖN
SORUŞTURMADA KOLLUK TARAFINDAN YAPILAN
ARAŞTIRMA VE SORUŞTURMALAR: 91. Suçun işlendiğini ilk defa öğrenen
merciler (soru formu 2); tesbitler: a) Genel
Değerlendirme: 1117 dosyadan 560’ında (%50,1) suçu ilk defa polis
öğrenmiştir. (109) 398 olayda savcılık
(%35,6), 37 olayda kambiyo müdürlüğü (%3,4), 18 olayda belediye başkanlığı
(%1,6) ve 12 olayda jandarma (%1,1) suçun
işlendiğini ilk defa öğrenen merciler olmuşlardır. Suçun
işlendiğini ilk defa öğrenen merci olarak göze çarpan diğer makamlar
şunlardır: Valilik, kaymakamlık (4 olay=%0,4), belediye sağlık işleri (3
olay=%0,3), belediye zabıtası (7 olay=%0,6), mahkeme hakimlik (3 olay=%0,3),
milli piyango idaresi (1 olay=%0,1), orman muhafaza (4 olay=%0,3), sahil
güvenlik (1 olay =%0,1), bankalar (6 olay=%0,5). b) Önödeme ve Ceza Kararnamesi dışındaki (gerçek
davalarda) işlerde polisin öğrendiği suç sayısı 462’dir (%54,3). 92. Kovuşturma
makamının suçu nasıl öğrendiği (soru formu 3); tesbitler: a) Genel Olarak: 1117 dosyadan 437 si ihbar yolu ile (%39,1), 367 si (%32,8) re’sen,
274 ü (%24,5) şikayet ve 7 si de (%0,6) şahsi dava yolu ile öğrenilmiştir. İncelenen
dosyalardan polisin doğrudan doğruya kendi gayretiyle tesbit ve takip etmiş
bulunduğu suç oranı %32,8 dir; Batı polisinin faaliyetleri ile mukayese
olunduğunda yüksek bir orandır. Batıda, ortalama olarak, polis olayların %90
nını ihbar ve diğer yollarla öğrenebilmektedir; kendisinin doğrudan doğruya
tesbit ettiği suçlar %10’u aşmıyor. CAS’inin önemli bir kısmını oluşturan
polisin etkinliğinde ölçülerden birisi olabilecek bu orantıyı memnunlukla
karşılamak uygun olur. Mahkemelerin nevine göre oranları aşağıda
gösterilmiştir: b) Ağır Ceza Mahkemelerinin görevine giren
suçlarda: Re’sen 23 = %23,8; İhbar 45 = %46,3; Şikayet 24 = %24,7. c) Asliye Ceza Mahkemelerinin görevine giren
suçlarda, Re’sen 267 = %37,3; İhbar 244 = %34; Şikayet 184 = %25,7; Şahsi
Dava 1 = %0,02. d) Sulh Ceza Mahkemelerinin görevine giren
suçlarda, Re’sen 77 = %25,1; İhbar 149 = %48,9; Şikayet 64 = %21,8; Şahsi
Dava 5 = %1,7. e) Önödeme ve ceza kararnamesi dışındaki
işlerde: 851 olayın 285’i re’sen
(%33,5) 283’ü ihbarla (%33,3) 245’i şikayet (%28,9). 1.- ÖNERİ: Polis eğitimi veren çeşitli derecedeki
okullarda Ceza Hukuku ve Usulünün geniş biçimde ve önem verilmek suretiyle
okutulması uygun olacaktır. Bilgisizlik dolayısıyla delil toplanması
bakımından noksanlıklar sözkonusu olabilir. Bu hal davaların uzamasının temel
sebeplerinden biridir. 93. Suçun
işlendiği tarih ile suçun öğrenilmesi arasında geçen süre (soru formu 4):
Ağır cezalı
suçlarda suçun işlendiği tarih ile suçun öğrenildiği tarih arasında; 96
dosyadan 61’inde (%63,1) bir günden az
süre geçmiştir. Medyan süre sıfır gündür. %36,9
oranına giren diğer olaylarda ise, suçun işlendiği tarih ile suçun
öğrenildiği tarih arasındaki süre çok değişiktir: 2 günden başlamakta, 1987
güne kadar gitmektedir. Büyük bir dağılma söz konusu olduğundan, bu
rakamların istatistik değeri yoktur. Önemli olan husus, suçun işlenmesi ile
öğrenilmesi arasında geçen sürenin %60’ı geçen oranda bir günden az olmasıdır.
b) Asliye Ceza Mahkemelerinin görevine giren
suçlarda: Toplam 717 dosyadan (ağırlıklı rakamlar) 417 sinde (% 58,1) suçun
işlenmesi ile öğrenilmesi arasında 1 günden az süre geçmiştir. Medyan süre
sıfır gündür. Asliyelik suçlarda, suçun işlenmesi ile öğrenilmesi arasında
geçen süre bakımından çok büyük bir dağılma söz konusu olmaktadır. %58,1
oranı dışında kalan %47,9 olay, değişik süreleri içermektedir. Ancak,
ağırcezalı suçlardan farklı olarak, asliyeye ilişkin olan suçlarda işlenen
suçların öğrenilmesi çok daha fazla gecikebilmektedir. Bunun sebebi,
asliyelik suçların, en azından bazılarının, gizli olarak işlenme ve gizli
kalma şanslarının daha fazla olmasıdır. Ağırcezalı işlerin birçoğunda (mesela
adam öldürmede olduğu gibi) suçun konusu ortadadır. c) Sulh Ceza Mahkemelerinin görevine giren
suçlarda: Toplam 305 dosya incelenmiştir. Medyan süre sıfır gündür. 183
dosyada bir günden az (%60), 14 dosyada bir gün (%4,5), 2 dosyada 37 gün
(%0,7), 1 dosyada 303 (%0,3) gün süre içinde öğrenilen bir suç söz konusudur. Değerlendirme:
Sulh mahkemelerinin görevine giren suçların büyük çoğunluğunda, suçun
işlenmesi ile öğrenilmesinin hemen bir gün içinde gerçekleşmesi olağan
sayılmalıdır. Zira çoğu kabahat derecesinde
olan bu suçlarda fail ve fiil ortadadır. Bu suçlar geniş ölçüde
birbirini tanıyan kimseler arasında işlendiğinden, süre çok azalmaktadır. Bir
günü aşan süreler münferit olaylar halinde kalmaktadır. Genel
Değerlendirme: İstanbul gibi ileri derecede kozmopolit ve çeşitli
kültürlerden gelen insanların toplandığı, ayrıca konut durumunun tesbitinin
olağanüstü güç olduğu bir toplumda suçların işlenmesinden çok kısa bir süre
içinde fiillerin öğrenilmesi, kolluğun etkinliği bakımından iyi bir ölçüt
oluşturmaktadır. 94. Suçu
öğrenen merciin, fiili hangi suç olarak kabul ettiği (tevsif) (soru formu 5);
tesbitler: Suçu ilk defa öğrenen merci tarafından yapılan değerlendirmeye
göre, 317 olayda çek kanununa aykırılık belirlenmiştir. 51 olayda
(%4,6) 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanunun 3 ncü maddesine
aykırılık. 54 olayda
(%4,8) 6136 sayılı Kanunun 13 ncü maddesi, 11 olayda (%1) 6136 sayılı
Silahlar Hakkında Kanunun 15 nci maddesine aykırılık tespit edilmiştir. TCK’da yer
alan suçlar bakımından inceleme yapıldığında suçların dağınık bir şekilde
serpiştirildiğini, ancak yoğunlaşmanın şu suçlarda meydana geldiği
görülmektedir: 22 olayda (%2) TCK 274,
6 olayda (% 0,6) TCK 403, 21 olayda (%1,9) TCK 404, 21 olayda (%1,8) TCK 430,
5 olayda (%0,8) TCK 455, 63 olayda (%5,7) TCK 456, 57 olayda (%5,1) TCK 459,
45 olayda (%4,1) TCK 491, 16 olayda (%1,5) TCK 491/4, 34 olayda (%3) TCK 492,
31 olayda (%2,7) TCK 493, 41 olayda (%3,7) TCK 565 ve 12 olayda (%1,1) TCK
561 üzerinde yoğunlaşma olmuştur. Aynı kişinin
işlediği ikinci suç bakımından yoğunlaşmalar da şöyledir: 3167 sayılı kanunun
13 ncü maddesi dört defa (%0,3), 6136 sayılı Kanunun 13 ncü maddesi beş defa (%0,5), TCK 266
dört defa (%0,3), TCK 404 dört defa (%0,3), TCK 414 beş defa (%0,5), TCK 416
dört defa (%0,4), TCK 456 on altı defa (1,4). Aynı kişinin
üç ayrı fiil ile suçlandığı dosya
sayısı 8 dir. Üçüncü suç olarak TCK 193, 345, 403, 404, 416, 456, 480, 482,
491, 498, 503 ve 571 nci maddelerin ihlâl edildiği görülmektedir. Bu sorunun
cevabı, suçu öğrenen merciin yani kolluğun fiili ne suretle tesbit ettiğinin,
başlı başına bir anlam taşımadığını göstermektedir. önemli olan, aynı fiili
savcının ve sonra mahkemenin ne suretle nitelendirdikleridir. Eğer tavsifte
büyük ölçüde farklılık varsa, o zaman ceza adaletinin etkinliği konusunda
şüphe doğuran bir tesbit yapılmış olur. Suçu öğrenen
merciin varlığını kabul ettiği suç ile iddianamedeki suçun aynı olduğu dosya
sayısı 930’dur (%83,5). Bu 930 dosyanın %25,9’unu çek suçları
oluşturmaktadır. Buna karşılık 151 dosyada (%13,6) kolluğun suç konusundaki
değerlendirmesi ile savcınınki farklılık arz etmektedir. Yaklaşık
yüzde oniki olayda suçu öğrenen merciin nitelendirmesi, tavsifi ile
iddianamedeki tavsif arasından “farklılığın” mevcut olması dikkat çekicidir. Bu tesbit iki bakımdan önem
taşır; kolluğun Ceza Hukuku bilgisinin yeterli olmamasına ve aşağıda öneriler
kısmında açıklanacağı üzere, Polis Okullarında “Ceza Hukukuna” yeteri kadar
önem verilmemektedir. 95. Failin
kim olduğunun suçun öğrenildiği sırada bilinmekte olup olmaması (soru formu
6); tesbitler: a) Genel Olarak:
1117 dosyadan 983 ünde (%88), suçun öğrenildiği sırada failin kim olduğu
bilinmektedir. Faili meçhul olan yani suçun öğrenildiği sırada failin kim
olduğunun bilinmediği dosya sayısı 124 dür (%11,1). b) Ağır Ceza Mahkemelerinin görevine giren
suçlarda; Bilinmeyen 19 = %20. c) Asliye Ceza Mahkemelerinin görevine giren
suçlarda, Bilinmeyen 71 = %9,9. d) Sulh Ceza Mahkemelerinin görevine giren
suçlarda, Bilinmeyen 34 = %11. e) Gerçek suçlarda: 106 = %12,5. Değerlendirme:
Kimliğin bilinmemesi halinde dava
açılamaz, öğrenme için yapılan soruşturma süreç dışına çıkar. Öğrenme için
zaman kaybı olur. 1117
dosyadan 124 olayda failin kim olduğu bilinmiyor. Bu önemli bir gecikme
sebebi ve gereksiz bir bekleme zamanı oluşturmaktadır. 96. Suça
ilişkin olarak yapılan “ilk araştırma işlemi” (soru formu 7.a); tesbitler: a) Genel
Olarak: Suça ilişkin olarak kolluk tarafından yapılan ilk araştırma işlemi,
önce genel olarak bütün dosyalar bakımından ve sonra da mahkemelere göre
ayrım yapılarak incelenmiştir. Kolluk
tarafından yapılan ilk araştırma işlemi, genel olarak bakıldığında şöyle bir
dağılım sergilemektedir: 142 olayda (%12,7) ifade alınmış, 104 olayda (%9,3)
üst araması yapılmış, 52 olayda şüpheli yakalanmış (%4,6), 25 olayda (%2,3)
mağdur ifadesi alınmış, 54 olayda (%4,8) trafik kazası tespit tutanağı
düzenlenmiş, 77 olayda (%6,9) olay mahallinde görgü tutanağı düzenlenmiş, 14
olayda (%1,2) fail aranmış, 48 olayda (%4,3) vücudu üzerinde muayene
yapılmış, 14 olayda (%1,3) ekspertiz raporu alınmış, 25 olayda (%2,2)
yakalama tutunağı düzenlenmiş, 27 olayda (%2,4) karşılıksız çek ihtarı
yapılmış, 22 olayda (%1,9) savcılığa suç duyurusunda bulunulmuş, 13 olayda
(%1,1) başvuru tutanağı düzenlenmiş ve 10 olayda (%0,9) tespit tutunağı
düzenlenmiş, 4 olayda ise (%0,3) alaka incelemesi yapılmıştır. b) Ağır Ceza Mahkemelerinin görevine giren
suçlarda: İfade alma 13 = %13,7; Üst araması 13 = %14; Yakalama 11 = %11,5;
Mağdur ifadesinin alınması 4 = %3,8; Olay mahallinde görgü tutanağı 8 = %8,4;
failin aranması 4 = %4,5; Yakalama tutanağı 4 = %4,2. c) Asliye Ceza Mahkemelerinin görevine giren
suçlarda: İfade alma 85 = %11,9; Üst araması 65 = %9,1; Yakalama 33 = %4,6;
Mağdur İfadesi19 = %2,6; Trafik kazası tespit tutanağı 36 = %5; Olay yeri
görgü tutanağı 48 = %6,7; Elkoyma 38 = %5,3; Kimlik tespiti 14 = %2; Yakalama
tutanağı13 = %1,8; Karşılıksız çek ihtarı 27 = %3,7; Eksik belgenin
tamamlanması 18 = %2,5; Savcılığa suç duyurusu 22 = %3. d) Sulh Ceza Mahkemelerinin görevine giren
suçlarda: İfade alma 44 = %14,5; Arama 26 = %8,4; Olay mahalli görgü tutanağı
21 = %6,9; Trafik kazası tespit tutanağı 17 = %5,7; Yakalama tutanağı 8 =
%2,6; Zabıt 7 = % 2,2. e) Gerçek suçlarda ifade alma: 125 = %14,7; olay
yerinde inceleme: 64 =%7,5; zapt: 41=%4,8. Değerlendirme:
İncelenen dosyalar da göstermektedir ki, polis çok değişik işlemleri savcılık
müdahalesi olmadan yapmaktadır. Bunlar arasında failin kimlik tespiti 18
olayda (%1,6) yapılmıştır. Oysa 6
numaralı cetvele göre, 124 olayda (% 11,1), failin kimliği bilinmemekte idi.
Bundan çıkarılabilen ilk netice kolluğun, şüphelinin kimliğinin araştırılması
hususunda yeterli derecede aktif
olmadığıdır. Alâka incelemesi, (yani suçlunun evvelce,
sabıkası dışında polisle bir ilişkisinin olup olmadığı hususundaki inceleme)
4 olayda rastlanmış olup, %0,3 oranındadır. Uygulamada şüphelinin polisin eli
altında bulundurulmasından şikayetler
vardır. Oysa incelememize göre,
bu konudaki rakam çok düşük çıkmıştır. Kolluğun ilk
işlemine ilişkin bulunan listede, polis tarafından savcılığa keyfiyetin
bildirilmesinden önce doğrudan doğruya yapılan çeşitli işlemler yer almakta,
ancak bunlardan önce savcılığa duyuruda bulunulmasına 22 olayda (%1,9) rastlanmaktadır. CMUK 154. maddedeki
hükme göre her olayı derhal savcıya
bildirmek gereklidir. Üst araması:
Üst araması doğrudan doğruya polis tarafından yapılmaktadır. Bundan anlaşılan
“gecikmesinde mazarrat bulunan hal”
şartının geniş tutulduğudur. Bütün ilk
işlemler incelendiğinde, polisin suç işlendiğinde ilk işlem olarak CMUK
gereğince yapılması gerekli işlemlere ilişkin
tutarlı bir uygulamasının bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu keyfiyet
hazırlık soruşturmasının gerektiği
gibi yapılmamasına ve dolayısı ile son soruşturmanın uzamasına neden olan
temel etmenlerden birisi sayılabilir. Polis
araştırması sırasında, çok küçük
oranda CMUK 154. maddesine uygun
hareket edildiği anlaşılmaktadır. Bu durum savcının önüne getirilen
dosyayı sadece şüphelileri dinleyerek, mahkemeye sevketme gibi bir uygulamaya
da sebebiyet verebilir. Zira çok halde
savcı başından itibaren ilgilenmediği bir polis araştırmasının yeniden
icrasına karar vermeyebilir. Polisin ilk
yaptığı işlemlerin listesi ve niteliği ağır ceza, asliye veya sulh ceza sözkonusu
olmasına göre de, değişik bulunmaktadır. Oysa, ilk işlem bakımından esasta bir fark olmaması
gerekmektedir. 2.- ÖNERİ: Türkiye’de CAS’inin işlemesinde kolluk
bakımından çok önemli unsurlardan birisi, sanığın kimliğinin tesbitidir.
Araştırma şüphelinin kimliğinin bilinmemesine ilişkin durumun yaklaşık olarak
%11 oranında olduğunu gösteriyor. Aktif polis faaliyeti, kimliğin tesbiti ile
etkin olur. Ancak 1774 sayılı Kimlik Bildirme Kanununun, İstanbul gibi, çok
kalabalık ve kozmopolit bölgelerde, adeta metrukiyete uğramışlıktan çıkarmak
ve bu kanuna fiilî yürürlük sağlamak şarttır. Bunun temini geniş ölçüde
kolluk güçlerine düşmektedir: Kimliğin gerçek olarak tesbiti, kaliteli, adaletin
olduğu kadar, davaların gecikmemesinin de şartıdır. Bu hususta ciddî gayret
gösterilmesi zorunludur. Ağırcezalı
suçlarda: İncelenen 96 ağır cezalık suçtan 56 sında (%58,3) bu süre bir
günden azdır. 8 olayda (%8) bir gün, 4 olayda %3,7 2 iki gün süre geçmiştir.
İnceleme kapsamına giren dosyalardan bazılarında 200 ün üstüne çıkan günler
vardır. Bir olayda 309 gün süre geçmiştir. Ağırcezalı
suçlarda medyan süre sıfır
gündür. Ortalama süre de sıfır gündür. Çek
suçlarında göze çarpan 2267 günlük bir süre ilginçtir. 3.- ÖNERİ: Suç
işlendiğinde, kolluk düzeyinde CMUK
gereğince yapılması gerekli işlemlere ilişkin olarak tutarlı ve istikrarlı
bir uygulamanın mevcut bulunmadığı anlaşılmıştır. Bu hâl davalardaki
gecikmenin temel sebeplerinden birisidir. Polisin yetiştirilmesinde araştırma
ve soruşturma usulleri esaslı surette öğretilmelidir. Asıl yapılması gerekli
olan şey ise, kolluğun, suça el koymasından, işin müzekkere ile savcılığa
sevkine kadar yapması gerekli bütün
işlemleri kapsayan formüller içeren bir dosya şablonu meydana getirilmeli ve
burada polisin yapacağı işler sırasıyle gösterilmelidir. Buna yabancı hukukta
‘check list” adı verilmektedir (sözgelimi Almanya’da). Soruşturma, araştırma
dosyasıda, bu listeye göre yapılmamış veya hiç yapılamamış işlem varsa nedeni
fezlekede gösterilmelidir. Bizdeki uygulamada
üzerinde fazla durulmadan kolluktan gelen iş ve dosya iddianameye bağlanarak
mahkemeye sevkedildiğinden bu hususun olağanüstü önem taşıdığına inanıyoruz. 98. Araştırma işlemleri (soru formu 8),
Sanığın kimliğinin hangi usule göre tesbit edildiği (soru formu 8.1); tesbitler:
a) Genel Olarak: İncelediğimiz 1117 dosya içerisinden
801 inde (%71,7) kimlik tespiti evrak üzerinden yapılmıştır. 177 olayda
(%15,8) kimlik tespiti sanığın doğru ifadesi ile, 40 olayda (%3,6)
tanıklıkla, 16 olayda (%1,4) nüfus idaresinden sorularak ve 10 olayda (%0,9)
ayrıca araştırma yapılarak sanığın kimliği tespit edilmiştir. b) Ağır Ceza
Mahkemelerinin görevine giren suçlarda: Tanıklıkla = %7,9; Sanığın doğru ifadesi ile 115 = %16; Evrak üzerinde
68 = %70,2. c) Asliye Ceza
Mahkemelerinin görevine giren suçlarda: Tanıklıkla 20 = %2,9; Sanığın doğru
ifadesi ile 104 = %14,5; Evrak üzerinden 523 = %73. d) Sulh Ceza
Mahkemelerinin görevine giren suçlarda: Tanıklıkla 12 = %3,9; Sanığın doğru
ifadesi ile 57 = %18,8; Evrak üzerinden 211 = %69,2. e) Önödeme ve
Ceza Kararnamesi dışındaki 851 dosyada: Tanıklıkla 38 = %4,5; Sanığın doğru
ifadesi ile 157 = %18,4; evrak üzerinden 590 = %69,4. Değerlendirme: Nüfus kayıtlarının muntazam olduğu bir
ülkede kimliğin tanıkla, araştırmayla ve sanığın ifadesine dayanarak tespiti
oranının bu derecede yüksek olması düşündürücüdür. Bunda, araştırmanın
İstanbul gibi kozmopolit ve yerleşmiş değil
ve fakat seyyar ve anonim bir
yaşam biçiminin egemen olduğu bir bölgede yapılmış bulunmasının etkisi
büyüktür. Anadolunun küçük şehirleri bakımından durumun çok daha iyi olabileceği tahmin olunabilir.
Sanığın kimliğinin derhal tespit
edilememiş olması ile tutuklama kararı verilmesi arasında da bir ilişki
tespit olunabilir. Yukarda 6 no’lu soru dolayısı ile de belirtildiği
üzere, kimliğin tesbiti konusu CAS’inin işlemesinde temel darboğazlardan
birisini oluşturmaktadır. 4. - ÖNERİ: Devlet idaresi, vatandaşların kimlik
belgesi sahibi olmalarını ve bir konutlarını mutlaka kayda bağlamalıdır. Sürekli konutsuzluk, batı ülkelerinde
olduğu gibi “serserilik” sayılmalı ve herkesin mutlaka sürekli oturduğu bir
yer açıklayacak durumda olması sağlanmalıdır. 21. yüzyıla geçtiğimiz bir
dönemde Türkiye gibi medeni bir ülkede bazı insanların sahipsiz yaratıklar
gibi yaşamakta bulundukları kabul olunamaz. 99. Kimlik tesbiti işlemlerinin kaç gün
sürdüğü (soru formu 8.2);
tesbitler: a) Genel Olarak: Kimlik tespitinin kaç gün sürdüğü
konusunda yapılan incelemede, 1117 dosyadan 609 unda (%54,5) sürenin bir gün olduğu,
11 olayda (%1) iki gün, 8 olayda (%0,7) üç gün, 3 olayda (%0,3) altı gün, 4
olayda yirmi dört gün (%0,3), 2 olayda ise yediyüz elli gün (%0,2) sürdüğü
tespit edilmiştir. b) Ağır Ceza Mahkemelerinin görevine giren suçlarda: 61 olayda bir
gün gerçekleşmiştir %63,4. c) Asliye Ceza Mahkemelerinin görevine giren suçlarda: 371 olayda bir
gün sürmüştür %51,8. d) Sulh Ceza Mahkemelerinin görevine giren suçlarda: 176 olayda bir
gün sürmüştür %57,9. 100. Kolluğun, şüphelinin ifadesini alıp
almadığı (soru formu 8.3.a); tespitler: a) Genel Olarak: İncelediğimiz 1117 dosyanın 677 adedinde (% 60,5) şüphelinin polis
tarafından ifadesi alınmıştır. Diğer hallerde
alınmamış bulunması TCK 119’un uygulanmasına dayanabilir. Nitekim
Tesbit 17.4’de belirtildiği üzere, 233 (%20,9) adet önödeme uygulaması
yapılmıştır. b) Ağır Ceza Mahkemelerinin görevine giren suçlarda: 77 % 80,2; c) Asliye Ceza Mahkemelerinin görevine giren suçlarda: 440 = %61,4; d) Sulh Ceza Mahkemelerinin
görevine giren suçlarda: 159 = %52,3.. e) Önödeme ve Ceza Kararnamesi
dışındaki suçlarda 851 olayda 581’inde (= %68,3). Değerlendirme: Böylece sanık ifadesinin alınması
bakımından şu tesbit yapılabilir: Polis her suçta sanığın ifadesini
almamaktadır. Savcı da ifade almazsa, sanık hakkındaki dava ifadesi alınmadan
açılmaktadır. Bu durum müdafaa açısından sakıncalıdır. 4.a.- ÖNERİ: Alman
Kanununda olduğu gibi, ifade alınmadan dava açılmıyacağı hükmü
getirilmelidir. 101. İfade alma süresi (soru formu 8.3.b); tespitler: a) Genel Olarak: İfade almanın kaç saat sürdüğü, 143
tutanağa kaydedilmiştir. Dosyaların tümü dikkate alınarak yapılan
değerlendirmede 36 olayda (%3,2) ifade
almanın 15 dakika sürdüğü
belirlenmiştir. 7 saat süren
bir ifadeye de rastlanmıştır. 974 olayda ifade alma süresi dosyaya kaydedilmemiştir. b) Ağır Ceza Mahkemelerinin görevine giren suçlarda: 72
dosyada süre belirlenmiştir. Değerlendirme: 1991 yılı öncesi dosyalarda süre
tutanağa hiç kaydedilmiyordu. 143 olayda kayıt yapılmış olması CMUK 135a
maddesi açısından önem kazanmaktadır. Uzun süren ifade almalarda sanığın
yorulması gündeme gelir. Kanuna (CMUK 161) göre, her tutanağa zaman yazılması
gerekirken, ifade alma süresinin az sayıda tutanağa (143 olayda) yazılması, kanunun tam olarak
uygulanmadığını göstermektedir. 5.- ÖNERİ: Her türlü ifade
almada, saat ve dakika olarak sürenin tutanağa geçirilmesi, CMUK 135a
maddesinin yasakladığı hususların tesbiti bakımından olağanüstü önem taşır.
Oysa uygulamada CMUK 161. maddenin açık hükmüne rağmen, süre tutanağa
tesadüfen geçirilmektedir. Saatin tutanağa geçirilmemiş, olması elbetteki,
bir bozma sebebi teşkil etmez; ancak Yargıtay kararlarında bu usulsüzlüğe
dikkati çeken tesbitlerin yer alması, uygulamanın kanuna uygun hale
getirilmesi bakımından fayda sağlayacaktır. Poliste ikrar, mahkemede
bundan cayma ve polisi işkence ve baskı ile itham, Türkiye’de sanıkların
başvurduğu mutad uygulama halini almıştır. Aslında poliste ikrar, en samimi
beyandır. Bu keyfiyeti sakatlamak üzere, sanıklar ve vekilleri sistematik
olarak baskı ve işkenceden söz etmektedirler. CMUK 135 ve 135a maddelerin de
ve 136. maddede yapılan çok önemli değişikliğe rağmen, durum değişmemektedir. Bu itibarla sanığın,
poliste ifadesinin alınmasından önce, Fransa’da olduğu gibi doktor
muayenesine tabi tutulması ve belirli aralıklarla muayenin tekrar edilmesi
çok yerinde olacaktır. 102. Kesintilerin süresi(soru formu 8.3.c);
tesbitler: İncelenen olaylardan ancak 9 adedinde, “ara verdikten sonra”,
yeniden sorguya devam edildiği anlaşılmıştır. Rakam küçüktür ve netice
çıkarmaya elverişli değildir. 103. Poliste ifadesi alınırken sanığın suçu
ikrar etmesi (soru formu 8.4.a); tesbitler: a) Genel Olarak: 488
olayda (% 43.7) sanık poliste suçunu
ikrar etmiştir. b) Ağır Ceza Mahkemelerinin görevine giren suçlarda
oran 51 = %52,9 dır. c) Asliye Ceza Mahkemelerinin görevine giren suçlarda
oran 335 = %46,7 dir. d) Sulh Ceza Mahkemelerinin görevine giren suçlarda
oran 103 = %33,6 dır. e) Önödeme ve Ceza Kararnamesi dışındaki 851
dosyadadır: 422 = %49,6. Değerlendirme: Gerçek şudur ki, sanık poliste genel
olarak suçunu ikrar ediyor. Bu ikrarda baskının, işkencenin usulsüz ifade
almanın hangi oranda etkisi bulunduğunu tayni etmek mümkün değildir. Zira
Türkiye’de yargılamada son soruşturmada ikrar daima inkar ediliyor ve
polisteki ikrar baskıya bağlanıyor. 6.- ÖNERİ: Adalet
Bakanlığı tarafından 3 Ocak 1996 tarihinde DGM Başsavcılıklarına gönderilen
genelge ile, sanıkların her 48 saatte bir, hiç olmazsa 96 saatte bir doktor
muayenesinden geçirilmesi istenmiştir.
(110) 104. Sanığın suçu ikrar ediş biçimi (soru formu
8.4); tespitler: a) Genel
Olarak: 320 olayda (%28,6) sanık suçunu tamamen, 46 olayda (%4,1) kısmen ve
127 olayda (%11,4) te’vil suretiyle ikrar etmiştir. b) Ağır Ceza Mahkemelerinin görevine giren suçlarda: Tamamen 27 =
%24,6; Kısmen 25 = %3,4; Te’vil Suretiyle 84 = %11,7 dir. c) Asliye Ceza Mahkemelerinin görevine giren suçlarda: Tamamen 230 =
%32,1; Kısmen14 = %4,7; Teğvil Suretiyle 26 = %8,5 dir. d) Sulh Ceza Mahkemelerinin görevine giren suçlarda: Tamamen 63 = %20,7; Kısmen 14 =%4,7; Te’vil
Suretiyle 26 = %8,5 dir. 105. Polis tarafından tanık ifadesi alınması
(soru formu 8.5); tespitler: a) Genel
Olarak: 1117 olayın 303’ ünde (%27,1) polis tanık dinlemiştir; oran: b) Ağır
Ceza Mahkemelerinin görevine giren suçlarda: 46 = %48; c) Asliye Ceza Mahkemelerinin görevine giren suçlarda: 181 = %25,2; d) Sulh Ceza Mahkemelerinin görevine giren suçlarda: 76 = %25; e) Önödeme ve ceza kanunu dışı: 287 = %31,4 dür. Değerlendirme: Olayların 2/3 ünde tanık dinlenmemiştir.
Bu rakamlarda TCK 119 m. sözkonusu olabilir. Tanık dinleme oranı çok düşüktür. Bu sebeple yargılama
aşamasında tanıkları bulmak, tespit etmek ve davetiye ile çağırmak veya ihzar
etmek büyük zaman kaybına sebep olmaktadır. Rakamlar hazırlık soruşturmasının özenle yapılmadığını
göstermektedir ve ortaya davaların gecikmesi bakımından önemli bir neden
çıkmaktadır. 7.- ÖNERİ: Hazırlık
soruşturmasının özenle yapılmamış olması, bu araştırmanın ortaya çıkardığı
temel bulgulardan birisidir. Özensizlik değerlendirmesine, elbetteki, belirli
bir takım tesbitlere dayanılarak varılmaktadır. Bu tesbitlerden birisi de
hazırlık soruşturmasında tanıkların tesbit ve ifadelerinin alınmasının çok
küçük oranda olmasıdır. Yukarıda belirttiğimiz “check list” Önerisi yerine
getirildiğinde bu özensizlik geniş ölçüde giderilmiş olabilecektir. 106. Dinlenen tanık sayısı (soru formu 8.6.a);
tesbitler: a) Genel Olarak:
1117 dosyadan 154 ünde (%13,8) bir
tanığın ifadesi alınmıştır. 72 olayda (%6,5) iki tanık, 31 olayda (%2,7) üç
tanık, 21 olayda (%1,9) dört tanık, 9 olayda (%0,8) beş tanık dinlenmiştir. 2
olayda (%0,2) on tanık dinlendiği gözlenmiştir. b) Ağır Ceza
Mahkemelerinin görevine giren suçlarda: Bir kişi 16 olayda (%16,7), iki kişi
13 oayda; c) Asliye Ceza
Mahkemelerinin görevine giren suçlarda: (% 13,8) 99 . d) Sulh Ceza
Mahkemelerinin görevine giren suçlarda: 39 olayda 1 kişi %12,7; 18 olayda 2
kişi % 6 dinlenmiştir. 107. Tanık ifadesi almanın süresi (soru formu
8.6.b); tesbitler: a) Genel Olarak:
Tanık dinlemenin kaç saat sürdüğü konusunda 56 dosyada kayıt vardır. Değerlendirme: Elde edilen veriler bir değerlendirme
yapmaya elverişli değildir. 108. Olay yerinde polis tarafından araştırma ve
inceleme (soru formu 8.7.a); tespitler: a) Genel Olarak:
Mahkemeye ve suça göre irdelemek gerekir. Genel
olarak 330 olayda olay yeri incelemesi yapılmıştır. b) Ağır Cezalı: Evet 34 = 35,7. c) Asliye Cezalık işlerde: 209 = %29,2. d) Sulh Ceza: 86 = %28,3. e) Önödeme ve Ceza Kararnamesi dışındaki 851
dosyadaki 276’sında (%32,5) araştırma yapılmıştır. Değerlendirme:
Polis tarafından olay yeri incelemesi yapıldığı haller düşük orandadır. Bunun
nitelikli adaletin gerçekleştirilmesi ve işin sonucuna çabuk ulaştırılması bakımından büyük mahzur
doğurduğu söylenebilir. 8.- ÖNERİ: Polis tarafından olay yeri incelemesinin
yapılması, ağır cezalı işlerde mutad hale getirildiği halde, asliyelik
suçlarda düşük orandadır. Olay yeri incelemesinin hemen yapılmaması suçlara ait
önemli delillerin kaybolmasına neden olur. Bu itibarla usul kanununa hazırlık
soruşturmasında olay yeri incelemesi yapılmasını mecburî kılan bir hüküm
eklenmeli ve bundan, olayın çok açık ve delillerinin ortada bulunduğu
hallerde, gerekçesini göstermek suretiyle sarfınazar edilmesi mümkün
olmalıdır. 109. Olay
yerinde kaç kere araştırma ve inceleme yapıldığı (soru formu 8.7.b);
tespitler: a) Genel Olarak: Olay yeri incelemesi 286
olayda (%25,6) bir defa, 30 olayda 2 defa (%2,7). b) Ağır Ceza Mahkemelerinin görevine giren
suçlarda 1 kere 28 olayda %29,31, iki kere 4 olayda (%4,4). c) Asliye Ceza Mahkemelerinin görevine giren
suçlarda: 183 olayda 1 defa %25,6, 20 olayda 2 defa %2,8. d) Sulh Ceza Mahkemelerinin görevine giren
suçlarda: 75 olayda 1 defa %24,6; 5 olayda 2 defa % 1,7. e) Önödeme ve Ceza Kararnamesi dışındaki
suçlarda: 235 olayda 1 defa (%27,6), 30 Olayda 2 defa (%3,5). 110. Bütün
araştırma ve incelemelerin toplam olarak kaç saat sürdüğü (soru formu 8.7.c);
tespitler: Bu süreler belli olmadığı için, araştırmaların gecikmeye ne ölçüde
neden olduğu tespit olunamıyor. Değerlendirme:
Görülüyor ki, araştırma ve incelemelere başlayış ve sona eriş sürelerinin
tesbit edilmemiş olması hazırlık soruşturmasında bekleme süresinin tam olarak
tesbitine imkan vermemektedir. 111. Araştırma
işlemi yapılırken şüpheli hazır mıdır? (soru formu 8.7.d); tespitler: a) Genel Olarak: 1117 dosyadan 205 olayda
(%18,3) sanık olay yerine
götürülmüştür. b) Ağır Ceza Mahkemelerinin görevine giren
suçlarda: 19 =%19,6. c) Asliye Ceza Mahkemelerinin görevine giren
suçlarda: 134 = %18,7. d) Sulh Ceza Mahkemelerinin görevine giren
suçlarda: 52 =%17,1. Değerlendirme:
CMUK’a göre tutuklu olmayan şüpheli, usul işlemlerinde hazır bulunmak
imkanına sahiptir. Oran, %18,3 tür. Usule ve esasa uygunluk bakımından ve
savunma yönünden sağlıklı bir rakam olduğu söylenebilir. 112. Vücudun
muayenesi, alkol veya muayeneye dayanan uyuşturucu testi, kızlık muayenesi ve
benzeri işlemler yapılmış mıdır? (soru formu 8.8); tesbitler: a) Genel Olarak: İncelediğimiz 1117 dosyadan
232 sinde (%20,8) muayene işlemi yapılmıştır. Kızlık muayenesi 9 = %9; Alkol muayenesi 4 = %4; Vücut muayenesi 19 = %19,3. b) Ağır Ceza Mahkemelerinin görevine giren suçlarda:
34 = %35; Kızlık muayenesi 24 = %3,3; Alkol muayenesi 77 = %10,8; Vücut
muayenesi 26 = %3,6; yuşturucu madde muayenesi 3 = %0,04. c) Asliye Ceza Mahkemelerinin görevine giren
suçlarda:131 = %18,3; Kızlık muayenesi
3 = %1; Alkol muayenesi 43 = %14; Vücut muayenesi 19 = %6,2; Akli
muayenesi 1 = %0,03. d) Sulh Ceza Mahkemelerinin görevine giren
suçlarda: 67 = %22. Genel adab
aleyhine işlenen suçlarda (cinsel suçlarda ve edeb törelerine karşı suçlarda)
%87,2 oranında kızlık muayenesi yapılmıştır. Değerlendirme:
Ülkemizde kızlık muayenesi yaptırılması, basında eleştiri, hatta alay konusu
yapılmaktadır. Oysa kanunlarımızın uygulaması bakımından bazı hallerde kızlık
muayenesi, sorumluluğun, suçluluğun (ırza geçme, alacağım diye kandırıp
kızlık bozma, ırza geçmede mayubiyet) ve delil tesbiti bakımından zorunludur.
Mahkemelerin bu yola yoğunlukla başvurdukları anlaşılıyor. Bunda ise anormal
nitelik yoktur. 9.- ÖNERİ: CMUK
74. madde sanığın aklî haletinin tesbiti için gözlem altına alınmasına imkân veriyor.
Bunun dışında sanığın veya mağdurun bedensel muayenelerinin ne surette
yapılacağı, meselâ şüpheli veya sanıktan veya mağdurdan zorla kan alınıp
alınamayacağı, delil tesbiti amacıyla şüpheli sanık veya mağdurdan saç, kıl,
deri, tırnak gibi örneklerin zorla alınabileceğine dair hüküm yoktur. Sadece
66. maddede savcının gerekli gördüğünü muayene ettireceğine dair hüküm varsa
da bunun kapsamı belirlenmiş değildir. Kaldı ki, mahkeme bakımından hiç bir
hüküm yoktur. Bu itibarla söz konusu muayenelere ve parça almalara,
kapsamını da belirtmek suretiyle, nasıl başvurulacağına, kişilerin bu
muayenelere katlanmaya mecbur
olup olmadıklarına ilişkin
hükümlerin CMUK’a
eklenmesi biran önce
gerçekleştirilmelidir.
(Yeni 2000 CMUK tasarısında, bu
husus ayrıntıları ile düzenlenmiştir). 113. Yapılan
muayene türleri ve sayısı (soru formu 8.8.a); tespitler: a) Genel Olarak: 1117 dosyadan 127 sinde
(%11,1) alkol muayenesi, 64 ünde (%5,7) vücudun herhangibir bakımdan
muayenesi ve 31 inde de (%3,2) kızlık muayenesi yapılmıştır. 1 olayda livata
fiili muayenesi, 1 olayda akli denge muayenesi, 3 olayda uyuşturucu madde
muayenesi ve 3 olayda da otopsi yapılmıştır. 114. Muayene
için rıza alınmış mıdır? (soru formu 8.8.b); tesbitler: a) Genel Olarak: İncelediğimiz 1117 dosyanın 8
inde (%0,7) muayene için rıza alınmıştır. b) Ağır Ceza Mahkemelerinin görevine giren
suçlarda: 3 = %3,1; Fizik inceleme 22 = %22,5; Gerçekliğin incelenmesi 3 =
%2,9; Kimyasal analiz 1 = %1; Uyuşturucu madde analizi 7 = %7; Tıbbi inceleme
2 = %1,6. c) Asliye Ceza Mahkemelerinin görevine giren
suçlarda: 2 =%0,02. d) Sulh Ceza Mahkemelerinin görevine giren
suçlarda: 4 = %1,2. Değerlendirme:
Belirli hallerde sonuca varabilmek için sanığın veya mağdurun muayenesi
zorunludur. Rıza halinde mesele yoktur. Ancak rıza bulunmadığında bu
muayenenin nasıl yapılacağını, sözgelimi Alman Kanunundan farklı olarak, Türk
hukuku tespit etmemiştir. Bu rakamlar
bakımından dikkati çeken husus ancak 8 olayda
vücut muayenesi bakımından kişiden izin alınmış olmasıdır. Öyle
anlaşılmaktadır ki, kanuna göre imkân veren hüküm mevcut bulunmadığı halde,
sanki bu hükümler varmış gibi işlem yapıldığı görülmektedir. Özellikle
kızlık muayenenin konusu ve bu bakımdan yapılan muayeneler medya tarafından
çarpıtılmakta ve savcılık hakkında kötü bir imajın tessüsüne imkan verecek
biçimde yayınlar yapılmaktadır. Oysa, bazı
suçlardan dolayı delil tesbiti bakımından ve müdafaa hakkı yönünden kızlık
muayenesi yapılması zorunludur. Sözgelimi, ırza tecavüz suçunda mayubiyet
cezanın ağırlaştırılması sebebidir. Mayubiyet ise, kızlığın bozulması
demektir. Yine, alacağım diye kandırıp kızlık bozma suçunda, suçun maddî
unsuru, kızlığın bozulmasıdır. Bunlar usulünce tesbit edilmeden mahkemenin
kararı vermesi mümkün değildir. 115. Laboratuarda
inceleme yapılmış mıdır? (soru formu 8.9); tesbitler: a) Genel Olarak: İncelediğimiz 1117 dosyanın
179 adedinde (%16,1) laboratuar incelemesi yapılmıştır. b) Ağır Ceza Mahkemelerinin görevine giren
suçlarda: 36 = %37,6. c) Asliye Ceza Mahkemelerinin görevine giren
suçlarda: 117 = %16,4. d) Sulh Ceza Mahkemelerinin görevine giren
suçlarda: 26 = %8,5. 116. Cevap
evet ise, hangi konuda laboratuvar incelemesi yapıldığını yazınız. (soru formu 8.9.a); tespitler: a) Genel Olarak: Laboratuarda yapılan
incelemenin konusu bakımından dosyalardan alınan bilgiler şöyledir: 112
olayda (%10) fizik inceleme, 30 olayda (%2,7) uyuşturucu madde analizi, 10
olayda (%0,9) kimyasal analizler, 16 olayda (%1,4) gerçekliğin incelenmesi
yapılmıştır. Ayrıca 2 olayda tıbbi inceleme,
1 olayda yazı karşılaştırılması, 2 olayda parmak izi incelemesi ve 1
olayda grafolojik inceleme yapılmıştır. Değerlendirme:
Fizik inceleme ve uyuşturucu madde incelemesi sayısı çok olduğu halde,
diğerleri azdır. Parmak izi incelemesi çok düşük orandadır; ancak işlemlerin
süreleri hakkında bilgi elde edilememiştir. 117. İncelemeler
hangi laboratuvarda yapılmıştır? (soru formu 8.9.b); tespitler: a) Genel Olarak: İncelenen 1117 dosyanın 149
unda (%13,3) İstanbul Kriminal Polis
Laboratuvarında inceleme yapılmıştır. (İst Krim Lab. 31 = %31,7) 6 olayda
(%0,5) hastane, 2 olayda (%0,2) adli tıp, 9 olayda (%0,8) hıfzısıhhada, 3
olayda (%0,3) İstanbul dışı kriminal laboratuvarlardan birinde inceleme
yapılmıştır. 10.- ÖNERİ:
Kriminal Laboratuvarlar, suçun iz ve delillerini ortaya çıkarmak
bakımından olağanüstü önem taşır. Ancak buralarda incelemelerin çok
ciddîyetle ve dürüstlük içinde yapılması gereklidir. Uyuşturucu maddeler gibi,
değeri çok yüksek maddelerin incelenmesinde görevliler tahammülü güç baskılar
altında kalabilirler. Bu itibarla kriminal laboratuvarların sayısı
artırılmalı ve tetkikler değişik laboratuvarlara, aynı zamanda
gönderilebilmelidir. 118. Delil
elde etmek için araştırma yapılması gerekmiş midir? (soru formu 8.10);
tespitler: a) Genel Olarak: 1117 dosyadan 232 sinde
(%20,7) delil elde etmek için araştırma yapılmıştır. Araştırma
süresi bakımından yapılan incelemede 78 olayda (%7) 1 gün, 19 olayda (%1,7)
iki gün, 8 olayda (%0,7) 4 gün, 3 olayda (%0,3) 15 gün, 4 olayda (%0,4) 61
gün, 1 olayda (%0,1) 112 gün süre geçmiştir. b) Ağır Ceza Mahkemelerinin görevine giren
suçlarda: 40 = %41,8. c) Asliye Ceza Mahkemelerinin görevine giren
suçlarda. d) Sulh Ceza Mahkemelerinin görevine giren
suçlarda: 35 = %11,6 Değerlendirme:
Yargılama süresinin uzamasının temel sebeplerinden birisi, delil
araştırmasının mahkemece yapılmasıdır. Polisin, savcının bu hususta gerekli
gayreti göstermedikleri anlaşılmaktadır. Uzun süre
devam eden araştırmalar enderdir. Olayların büyük çoğunluğuna ait
araştırmalar bir veya iki gün sürmektedir. Uzun süren araştırmalarda ise
failin ele geçirilemediği anlaşılmaktadır. 11.- ÖNERİ: Adlî
işleri yöneten Polis kısmı, işler hale getirilmelidir. Adlî Polis ile ilgili
önerilere bakınız. 119. Olayın
tanığının ele geçirilmesi için araştırma yapılmış mıdır? (soru formu 8.11);
tespitler: a) Genel Olarak: 1117 olaydan 35 inde araştırma
vardır (%3,2). Araştırma süresi 18 olayda (%1,6) 1 gün, 4 olayda (%0,3) 2
gün, 1 olayda (%0,1) 16 gün olarak tespit edilmiştir. b) Ağır Ceza Mahkemelerinin görevine giren
suçlarda: 8 = %7,9. c) Asliye Ceza Mahkemelerinin görevine giren
suçlarda: 23 = %3,2. d) Sulh Ceza Mahkemelerinin görevine giren
suçlarda: 5 = %1,7. Değerlendirme:
Sistematik olgu bu konuda da kolluk tarafından araştırmaların iyi
yapılmamasıdır. Sebep:
Yetişkinlik, göreve karşı motivasyon, özel uzmanlık bilgisi noksanı, medyanın
haklı, haksız, görev yapan polisi hedef alan yayınlarının neden olduğu
ürkmedir. Adli hizmet görecek
olan polisi ayrıca yetiştirmek gereklidir. Özellikle ceza usulü bilgisini iyi
bir şekilde nakletmelidir. Genç polislerin belirli bir staj döneminden
geçirilerek eğitilmesi zorunludur. Model, olaya
el konduğu gün mümkün olanın yapılması, sonradan işin takip edilmemesidir. Tesbit
olunan husus şudur: olayın intikali üzerine, hemen, bir iki gün içinde ne
yapılırsa yapılıyor; sonra dosya uykuya yatıyor. Dosyanın yeniden aktive
edilmesi tesadüfen bir delil bulunmasına bağlı olarak gözüküyor. Bunun temel
nedeni, İlgili polis elemanlarının meşgul olacağı olayların üst üste
yığılması, Polis ekibine bir işi bitirdikten sonra yeni bir işin verilmemiş
olmasıdır. 12.- ÖNERİ: 8.11
sayılı soru dolayısı ile elde edilen bilgiler polis tarafından araştırma
noksanının ne gibi sebeplere dayalı olduğunu göstermektedir. Bu sebepler
poliste yetişkinlik sağlanması, noksan uzmanlık bilgisinin ikmal edilmesi
suretleriyle de bütünile ortadan kaldırılamaz. Türkiye’de marksist basın öteden beri polisi pasifize
etmek amacı ile yayın yapmış, halkta polis imajını kötülemek bakımından ileri
derecede faaliyette bulunmuştur. Halen marksist olmayan liberal basın ve
medya da aynı akıma kendisini kaptırmış gibidir. Bu tutum polisin
motivasyonunu sakatlamak bakımından çok kötü etkiler yapabilir. TCK 159. madde emniyet ve muhafaza kuvvetlerinin manevi
şahsiyetini tahkir fiilini cezalandırıyor ve fakat bu güce dahil olan daha
küçük grupların tahkiri, Yargıtay İçtihatları çerçevesinde, suç teşkil
etmemektedir. Oysa Anglo-Amerikan hukukunda (Group libel) denilen ayrı bir
suç türü bu nevi zarar verici isnatların önlenmesini mümkün kılmaktadır. Bu
bakımdan, Ceza Kanunumuza gerekli hükmün eklenmesi tavsiye olunur. 120. Şüphelinin
veya Sanığın ele geçirilmesi için araştırma yapılmış mıdır? (soru formu
8.12.a); tespitler: a) Genel Olarak: 1117 dosyanın 179’unda (%16)
sanığın araştırılması için polis tarafından çalışma yapılmıştır. b) Ağır Ceza Mahkemelerinin görevine giren
suçlarda: 46 = %47,7. c) Asliye Ceza Mahkemelerinin görevine giren
suçlarda: 102 = %14,2. d) Sulh Ceza Mahkemelerinin görevine giren
suçlarda: 31 =%10,2. Değerlendirme:
Dava açılmış olduğuna göre, şüpheli veya
sanığın elinde bulunduğu yahut hemen yakalandığı anlaşılıyor. Rakamlar,
şüphelinin veya sanıkların yakalanması bakımından polisin etkili olduğunu
gösteriyor. Failin ele geçirilmesi
bakımından, gecikme itibariyle bir problemin olmadığı anlaşılıyor. Türkiye’de
faili meçhul cinayetler konusu basın ve TV’ler tarafından ileri derecede
abartılıp istismar edilmektedir. Terörün geniş ölçüde yaygın olduğu bir
ülkede faili meçhul suçların çok sayıda olması doğaldır. Suçlara ait
aydınlatma oranının yüksek olduğu yukarıda açıklanmıştır. Terör suçları ayrı
bir inceleme konusudur. 121. Cevap
evet ise, araştırma kaç gün sürmüştür (soru formu 8.12.b); tespitler: a) Genel Olarak: Sanığın yakalanması için 63
olayda 1 gün, 12 olayda (%1,1) 2 gün, 3 olayda 3 gün (%0,3), 4 olayda (%0,4)
30 gün, 4 olayda (%0,3) 141 gün, 1 olayda (%0,1) 228 gün uğraşılmıştır. b) Ağır Ceza Mahkemelerinin görevine giren
suçlarda: 15 olayda 1 gün (%15,9). c) Asliye Ceza Mahkemelerinin görevine giren
suçlarda: 40 olayda 1 gün (%5,5). d) Sulh Ceza Mahkemelerinin görevine giren
suçlarda. Değerlendirme:
Polisin şüpheli veya sanığı yakalama bakımından başarılı olduğu
anlaşılmaktadır; genel olarak polis, gerçekten istediğinde, suç faillerini
yakalayabilmektedir. 122. Polis
soruşturmasında ancak hakim tarafından yapılabilen soruşturma işlemleri
fiilen hakim tarafından yapılmış mıdır? (soru formu 8.13.a); tespitler: a) Genel Olarak: 1117 dosyadan 157’sinde (% 14)
hakim tarafından işlem yapılmıştır. b) Ağır Ceza Mahkemelerinin görevine giren
suçlarda: 39 (%40,4). c) Asliye Ceza Mahkemelerinin görevine giren
suçlarda: 108 = %15,1. d) Sulh Ceza Mahkemelerinin görevine giren
suçlarda: 10 = %3,1. Değerlendirme:
Bu tesbitler, “gecikmesinde mazarrat bulunan haller” istisnasının kural
haline getirildiğini göstermektedir.
Bu ise, adaletin vasfı (kalitesi) bakımından dikkati çekici bir tesbittir.
Temel sebep örgütlenme kusurudur. Polis ihtiyaç hasıl olduğu hallerde hemen,
vakit kaybetmeksizin hakime başvrup karar almak imkanına sahip olsa,
elbetteki, ceza, usulünün vermiş bulunduğu bu imkânı fazla kullanmaz.
Amerika’da bazen hakim kararı telefonla alınabilmektedir. Örgütlenme kusuru
olduğu aşikârdır. 13.- ÖNERİ:
Kanunun belirli işlemlerin ancak istisnai hallerde polis tarafından
yapılabileceğine dair olan hükümleri, hemen daima, kural halini alır. Yabancı
ülkelerde de durum genellikle bu tesbite uygundur. Polis genel olarak
hâkimden karar almanın uzun ve zahmetli gecikmelere neden olacak nitelikte
bulunduğu hallerde istisna teşkil eden bu nevi hükümleri kullanır. Bunun
içindir ki, bazı ülkelerde hâkime başvurma kolaylaştırılmıştır. Bizde de, özellikle
büyük şehirlerde bu hususta görevli hâkimlerin polise ait kuruluşlarda
nöbetle görev yapması sağlanabilir. Zorunlu hallerde bu hâkime, sonradan yazı
ile teyid edilmesi suretiyle, telefonla başvurulması da kanun hükmüne
bağlanabilir. Usul Kanununa bu bakımdan hüküm eklenmesi çok yerinde
olacaktır. Bu hususta savcıların gerekli ilgiyi göstermedikleri,
bunun da motivasyon noksanından ileri geldiği
ayrıca eklenmelidir. 123. Cevap
evet ise, hangi işlem yapılmıştır?
(soru formu 8.13.b); tespitler: a) Genel Olarak: 1117 dosyadan 168 olayda
çeşitli hakim işlemleri yapılmıştır. Dağılım şöyledir: 67 olayda
(%6) sorgu, 40 olayda (%3,6) tutuklama kararı, 32 olayda (%2,9) arama kararı,
15 olayda (%1,3) sorgu ve tutuklama kararı, 8 olayda (%0,7) toplatma kararı
verilmiştir. b) Ağır Ceza Mahkemelerinin görevine giren
suçlarda: Sorgu 17 (17,2); Arama kararı 4 = %4,6; Tutuklama kararı 10 =
%10,3. c) Asliye Ceza Mahkemelerinin görevine giren
suçlarda: Sorgu 5 = %2,5; Arama Kararı
4 = %1,5; Tutuklama Kararı 2 = %0,05; Toplatma Kararı 5 = %0,03. d) Sulh Ceza Mahkemelerinin görevine giren
suçlarda. Değerlendirme:
1117 olayın 168 ‘inde hakimin işlem yaptığı görülmüştür. 1117 dosyada hakimin
müdahale ederek yaptıracağı işlemlerin çok daha fazla olması gerekirdi. 124. Sanık
hakları ile ilgili sorular: Arama, el koyma (Rızaya dayanan aramalarda)
Sanığa rıza gösterme hakkı olduğu söylenmiş midir? (soru formu 9.1.a);
tesbitler: a) Genel Olarak: İncelenen 1117 dosyadan 16
sında (%1,4) sanıktan rıza talep edilmiştir. b) Ağır Ceza Mahkemelerinin görevine giren
suçlarda: 3 = %2,7. c) Asliye Ceza Mahkemelerinin görevine giren
suçlarda: 6 = %0,08. d) Sulh Ceza Mahkemelerinin görevine giren
suçlarda: 8 = %2,5. Değerlendirme:
Öyle anlaşılmaktadır ki, mesken veya iş yerinin aranması hususunda sanığın
rızası olup olmadığı sorulduğunda, ilgililer çok yüksek oranda olarak rıza
beyan etmektedirler. Asıl önemli olan, bu gibi hallerde suça ait eser veya
delillerin hangi oranda ele geçirilebildiğidir. Araştırma bu hususta bilgi sağlamaya imkân
vermemiştir. 125. Elkoymada,
tanıklıktan çekinme hakkı olduğu hallerde eşyayı teslim etmeme hakkı olduğu
önceden kişiye bildirilmiş midir? (soru formu 9.1.b); tesbitler: a) Genel
Olarak: 1117 dosyadan 2 sinde (%0,2) eşyayı teslim etmeme hakkı söylenmiştir.
b) Ağır Ceza
Mahkemelerinin görevine giren suçlarda:
0. c) Asliye Ceza
Mahkemelerinin görevine giren suçlarda: 0. d) Sulh Ceza
Mahkemelerinin görevine giren suçlarda: 2 = %0,06. 126. Tutuklama
ile ilgili sorular: Tutuklamada altı aya kadar hürriyeti bağlayıcı cezayı
gerektiren suçlarda tutuklama kararı verilmiş midir? (Tutuklama kararında
suçun toplumda infial uyandırması veya ikametgâh bulunmaması gibi nedenler
dile getirilmiş midir?) (soru formu 9.2.a); tespitler: a) Genel Olarak: İncelenen 1114 dosya
içerisinde, 6 aya kadar hürriyeti bağlayıcı cezayı gerektiren suçlardan
tutuklama kararı, 53 olayda (%4,8) verilmiştir. b) Ağır Ceza Mahkemelerinin görevine giren
suçlarda: 9 = %9,2. c) Asliye Ceza Mahkemelerinin görevine giren
suçlarda: 39 = %5,5. d) Sulh Ceza Mahkemelerinin görevine giren
suçlarda: 5 = %1,6. Değerlendirme:
altı aydan az hürriyeti bağlayıcı cezayı gerektiren hallerde kanun ancak
suçun toplumda infial uyandırması gibi nedenlerle tutuklamaya imkan vermektedir.
Suçun umumî infial uyandırması çok istisnai hallerde söz konusu
edilebileceğine göre, %4,8 sayısı, suçun İstanbul da işlenmiş bulunduğuna
yani kozmopolit bir çevrede işlendiğine göre, konut veya ikametgâh
bulunmamasına dayandırılmış olmak gerekir. Bu rakam çok önemli bir sosyal
probleme delalet etmektedir. Şehirde sabit bir yeri olmayan yüz binlerce
kişinin yaşamakta olduğu anlaşılıyor. Bu hal,
İstanbul suçluluğu bakımından en başta gelen darboğazlardan birisidir. Gerçek
şudur ki, belirli bir oranda tutuklanmamış olan sanığın bir daha ele
geçirilmesi olağanüstü zor olmaktadır. 14.- ÖNERİ: CMUK’un 114. maddesinde yer alan ve altı
aydan az cezayı gerektiren hallerde suç, toplumda ihfial uyandırdığında
sanığın tutuklanmasına ilişkin hüküm doktrinde çok eleştirilmektedir. Bu gibi
hallerde tutuklama bir koruma tedbiri (delili koruma) olmaktan çıkmakta ve
toplumu teskine yönelik bir tedbir niteliğini almaktadır. Bu gibi
tutuklamalar, şüpheli veya sanığı toplumun fiili hareketlerine karşı korumak
için yapılabilir. Bu nedenle, hafif suç işleyen kişiyi toplumun fiilî
tepkilerinden korumaya imkân verebilecek veya failin yarıda kalmış suçlarını
tamamlamasına neden olacak bir takım tedbirleri almak yetkisini veren usul
hükümlerinin kanuna eklenmesinde yarar olabilecektir. 127. Tutuklamada CMUK 104/4 uygulanmış
mıdır? Yani soruşturma konusu fiilin önemi dikkate alındığında tutuklamanın
haksızlığa sebep olabileceği düşünülerek bir başka yargılama önlemine
başvurulmuş mudur? (soru formu 9.2.b); tespitler: a) Genel Olarak: 1117 dosyadan sadece 5 inde
(%0,5) Kanunun öngördüğü (m.104/4) orantılılık ilkesi uygulanmıştır. b) Ağır Ceza Mahkemelerinin görevine giren
suçlarda: 2 = %2,3. c) Asliye Ceza Mahkemelerinin görevine giren
suçlarda: 2 = %0,02. d) Sulh Ceza Mahkemelerinin görevine giren
suçlarda: 1 = %0,04. e) Gerçek davalar: 5 = 0,08. Değerlendirme:
Kanuna yeni giren bu hükmün yerleşmiş adli kültürün etkisinde henüz fiilen
uygulamaya intikal etmediği anlaşılıyor. 128. Gıyabî
Tutuklama kararı verilirken (CMUK 106) müdafi hazır bulundurulmuş mudur?
Şüpheli veya sanığa tutuklama müzekkeresinin tebliğinde tutuklama kararına
itiraz hakkı olduğu bildirilmiş midir? (CMUK 106/4) (soru formu 9.2.c);
tespitler: a) |