www.kriminoloji.com

 

 

 

BİR KİŞİLİK ÖZELLİĞİ OLARAK YILMAZLIK (RESİLİENCY)

 

 

 

 

 

 

Doç.Dr. Selahattin Öğülmüş

Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi.

 

 

 

Uzun süreli yoksulluk çekmiş, ihmal ve istismara uğramış, şiddete maruz kalmış, anne-babasından ya da bakımını üstlenen bir yetişkinden uzun süre ayrı kalmış, ciddi bir kaza geçirmiş, yakınlarının ölümüne tanık olmuş ya da okulda sürekli başarısızlık riskiyle karşı karşıya gelmiş çocuklar vardır. Bu çocukların yakın çevresinde çeşitli suçlara karışmış, uyuşturucu madde bağımlısı ya da her gün alkollü içki içen gençler ya da yetişkinler de bulunabilir. Risk altındaki bu çocuklar arasında antisosyal davranışlar sergileyenlerin ya da suç sayılan eylemlere karışanların oranının, normal nüfusa oranla yüksek olduğu belirtilmektedir (Henderson ve Milstein, 1996). Ancak bu risk faktörlerine rağmen bu çocuklar arasında hiçbir antisosyal davranış sergilemeksizin normal yaşamlarını sürdürebilenlerin sayısının da azımsanmayacak kadar çok olduğu, özellikle 1990’lı yıllardan itibaren sosyal bilimcilerin dikkatini çekmiştir. Başka bir deyişle, bazı çocuklar ve gençler yukarıda betimlenen çevresel ve her türlü olumsuzluğa rağmen “ayakta kalabilmekte” ve çevreyle etkileşimlerini başarılı bir biçimde sürdürebilmektedirler. Bu tür kişilerin stres yaratan olaylar karşısında genellikle yılgınlığa düşmedikleri, aksine kendilerini çabucak toparladıkları, hatta sıkıntılardan ve olumsuz çevresel koşullardan her defasında daha da güçlenerek sıyrıldıkları belirtilmektedir (Henderson ve Milstein, 1996). Bu kişiler için İngilizce literatürde “resilient” (çabuk iyileşen, kendini çabuk toparlayan, güçlükleri yenme yeteneği olan kişi) terimi, bir kişilik özelliği olarak da “resilience” (çabuk iyileşme gücü, zorlukları yenme gücü) terimi kullanılmaktadır. Bu makalede “resilience” terimine karşılık “yılmazlık”, bu niteliğe sahip kişileri belirten “resilient” karşılığında da “yılmaz” terimi kullanılacaktır.

Yılmaz ne anlama gelmektedir? Yılmaz bir kişinin özellikleri nelerdir? Bir bireyin yılmaz bir kişi olabilmesi için neler yapılabilir? Aşağıda bu sorulara cevap aranmaktadır.

Goertzel ve Goertzel tarafından 1962’de yapılan bir araştırmada, 20. Yüzyılda dünyayı etkileyen 400 kadın ve erkeğin çocukluk dönemleri incelenmiştir. Bu kişilerin seçilmelerinin nedeni, çocukluk dönemlerinde oldukça ciddi sayılabilecek sorunlarla dolu çevrelerde büyümüş olmalarıdır. Başarıyı olumsuz yönde etkileyeceği düşünülen çok ciddi kişisel ve çevresel faktörlere rağmen, bu kişilerin topluma önemli katkılarda bulundukları saptanmıştır (Rees, 2000).

Yılmazlıkla ilgili en kapsamlı araştırmalardan biri, Werner tarafından yapılmıştır. 1955’de başlayan ve Kauai’de 698 bebeğin incelendiği bu araştırma yaklaşık 40 yıl sürmüştür (Jew, Green ve Kroger, 1999). Başlangıçta düşük okul başarısı, okulu bırakma ve uyuşturucu madde kullanma açısından bu çocukların yüksek risk altında oldukları düşünülmüştür. Bu kişiler 30’lu yaşlara gelinceye kadar bu araştırma sürdürülmüştür. Bu çocukların yaklaşık yarısı yoksulluk içinde büyümüş, 1/6’sında zihinsel engelli tanısı konmuş, 2/3’ünde yaşamlarının ilk on yılında ciddi biçimde öğrenme güçlüğü görülmüştür (Gelman, 1991). Bununla birlikte araştırmacılar, bu çocukların yaklaşık üçte birinin oldukça normal birer genç yetişkin olduklarını saptamışlardır. Bu çocuklara “yılmaz” çocuklar denmiştir. Araştırmacılar bu çocukları diğerlerinden farklı kılan faktörleri belirlemek için bu çocukların bireysel özelliklerini, aile yapılarını ve dış çevreyi incelemişlerdir. Sonuçta bu çocukların diğer akranlarına göre daha özerk, bağımsız, empatik, görev yönelimli ve meraklı oldukları, akranlarıyla daha iyi ilişkiler kurdukları ve daha iyi sorun çözme becerilerine sahip oldukları bulunmuştur. Yaş, sosyal destek, denetim odağı, yeterlilik, öz saygı, mizaç, sosyal olgunluk, başarı gereksinimi ve başa çıkma becerilerinin yanı sıra, aile ve toplumla ilişkili bazı değişkenlerin de yılmazlıkla ilişkili faktörler arasında yer aldığı öne sürülmüştür (Jew, Green ve Kroger, 1999).

1990’lı yıllarda yılmazlık konusunda yapılan araştırmaların sayısında hızlı bir artış gözlenmektedir. Kuşkusuz bu araştırmalarda yılmazlığın birbirinden farklı tanımlarına rastlanmaktadır. Henderson ve Milstein’e göre (1996) yılmazlık terimi davranış bilimciler tarafından üç tür olguyu betimlemek için kullanılmaktadır:

1-           Uzun süreli yoksulluk ya da ana-babanın uyuşturucu kullanması gibi “yüksek risk” taşıyan ortamlarda yaşayan çocuklar arasında gelişimsel açıdan gözlenen olumlu sonuçları ifade etmek,

2-           Uzun süreli stres yaratan koşullar altında bile (örneğin ana-babanın ayrılması olayında olduğu gibi) bir çocuğun yeterliliklerini sürdürebildiğini belirtmek,

3-           Herhangi bir nedenle yaşanan bir travmanın olumsuz etkilerinden çabucak sıyrılma, travmayı kısa sürede atlatma, özellikle iç savaşlarda ve toplama kamplarında yaşanan dehşetten sonra bu olayların etkilerini atlatarak kısa sürede iyileşme.

Davranış bilimciler her üç koşulda da yılmaz bireylerin etnik, coğrafi ya da sosyal sınıf farklılıklarını aşan ortak bazı eğilimlere sahip olduklarını, bu kişilerin aileden ve toplumdan kaynaklanan uzun süreli bir destek gördüklerini fark etmişlerdir. Örneğin daha önce değinilen boylamsal Kauai araştırmasında yoksulluk, doğum stresi, ebeveyn psikopatolojisi ve işlevsel olmayan aile gibi birden fazla olumsuzluğun üstesinden başarıyla gelen çocuklar için öğretmenlerin ve okulun en sık karşılaşılan koruyucu faktörler olduğu bulunmuştur. Bu araştırmada yılmaz gençlerin ilkokuldan üniversiteye kadar hemen hemen her öğretim düzeyinde kendilerine olumlu bir rol modeli olan iyi bir öğretmenle etkileşimde bulundukları saptanmıştır. Toplama kamplarında hayatta kalabilen çocuklar arasında da, bu çocukların bakımını üstlenen ve onlara yakınlık gösteren, şefkatle davranan özel bir öğretmenin bu çocukların yaşamında gizil bir etkisinin olduğu belirtilmektedir (Henderson ve Milstein, 1996).

Yılmaz çocuklarla yürütülen pek çok boylamsal incelemede, bu çocukların hangi düzeyde olursa olsun (anaokulu, ilkokul ya da lise) okulu sevdikleri; okulu adeta işlevsel olmayan bir aileden kaçıp sığınabildikleri “ikinci bir ev” olarak gördükleri bulunmuştur. Kent merkezlerindeki başarılı çok sayıda okul da, öğrencilere çokça övgü içeren etkili geribildirimler vererek yüksek akademik standartları korumak, öğrencilerine güven ve sorumluluk pozisyonları sunmak eğilimindedir. Bu tür kuramsal desteklerin, özellikle boşanmak üzere olan ailelerin çocukları için gizil bir koruyucu faktör olduğu öne sürülmektedir (Henderson ve Milstein, 1996).

 

Yılmazlık Kavramının Ortaya Çıkışı ve Tanımı

Psikiyatri, psikoloji ve sosyoloji alanlarında ortaya çıkan yılmazlık paradigması, çocukların ve yetişkinlerin stresten, travmadan ve risklerden nasıl kurtuldukları araştırmacılara yeni ve değişik bir bakış açısı sunmaktadır. Bu alanlarda yapılan çok sayıda araştırma, stres ve risk altındaki çocukların kaçınılmaz olarak psikopatoloji geliştirecekleri ya da yoksulluk, istismar, okul başarısızlığı ve şiddet içeren bir kısır döngü geliştirmeye mahkum oldukları şeklindeki bilgi birikimine adeta bir meydan okuyuştur (Henderson ve Milstein, 1996).

İnsanların olumsuz yaşam koşullarının neden olduğu tatsız deneyimlerinden sıyrılabileceklerine ve bu zorlukların üstesinden geldikçe daha da güçleneceklerine ilişkin yılmazlık fikri, bu alanlarda yapılan araştırmalardan ortaya çıkmıştır. Ancak yılmazlık olgusu üzerine odaklaşarak bu olguyu anlama ve gelişimini hızlandırma hareketinde sadece sosyal bilimciler değil, okulda çalışan ve eğitim gören herkes için okulların yılmazlığı artıran kurumlar olması gerektiğini fark etmeye başlayan eğitimciler de önemli bir rol oynamıştır. Gerçekten de aile dışında başka hiçbir kurum, okullar kadar çocuklarda  ve gençlerde yılmazlığı geliştirecek koşulları ve çevreyi sağlayamaz.

Yılmazlık konusunda yapılan araştırmalar, insan gelişimiyle ilişkili görüşleri etkileyen patoloji odaklı modele de katkıda bulunan “risk” konusundaki araştırmalardan farklıdır. Risk faktörlerinin etkisini azaltmaya yönelik müdahaleler küçük çocukların ve gençlerin yaşamındaki olumsuz stresleri hedef alır. Yılmazlıkla ilgili müdahaleler ise başa çıkma stratejilerini ve koruyucu çevresel faktörleri üzerinde durur. Bu araştırmacılar insanın kendi güçlerini ve olanaklarını vurgularlar; sıkıntı yaratacak durumlardan sıyrılma ve başa çıkma yeteneklerini pekiştirmeye çalışırlar (Kaplan ve Turner, 1996). Risk araştırmaları genellikle ilaç istismarı, okul başarısızlığı ve suça karışma gibi halihazırda problemleri olan bireyler üzerinde odaklaşır. Bu tür sorunları olan kişiler tespit edildikten sonra, araştırmacılar bunların öz geçmişlerini ve şu anda içinde bulundukları çevresel koşulları inceleyerek bunlar arasında korelasyonlar bulurlar. Risk faktörlerini ifade eden bu korelasyonlar ailede uyuşturucu bağımlılığı, yoksulluk, ihmal, olumsuz okul iklimi, toplumda organizasyon bozukluğu ve bireyin temel gereksinimlerinin karşılanmaması gibi değişkenleri içerir. Korelasyonlara dayalı risk araştırmalarının önemli bir sınırlılığı, değişkenler arasındaki neden-sonuç ilişkilerini göstermemesidir. Örneğin uyuşturucu bağımlılığı geliştiren kişilerin ayırt edici özellikleri ve içinde bulundukları koşullar ya da suç sayılan davranışlara karışmaları, bu kişilerin problemlerinin nedeni midir yoksa sonuçları mı? Alkolizm mi ailenin dağılmasına yol açar, yoksa ailenin dağılması mı alkolizme yol açar? Bir çocuğun sosyal beceri eksikliği mi antisosyal davranışlara neden olur, yoksa antisosyal eğilimleri olan çocukların mı başı derde girer?

Bu tür neden-sonuç ilişkisini ortaya çıkaran araştırmalar, gelişimsel ve boylamsal araştırmalardır. Boylamsal araştırmalarda davranış bozukluklarının gelişimini daha iyi anlamak için çocuklar ve bazen de yetişkinler, gelişim süreci içerisinde farklı dönemlerde değerlendirilirler. Yapılan bu tür boylamsal araştırmalarda oldukça tutarlı ve şaşırtıcı bulgular elde edilmiştir. Örneğin yüksek risk altındaki çocukların bir bölümü çeşitli sorunlar geliştirmişler ise de (normal populasyondakinden daha fazla bir yüzde), bu çocukların azımsanmayacak bir bölümü sağlıklı ve kendi ayakları üzerinde durabilen birer yetişkin olmuşlardır (Henderson ve Milstein, 1996).

Geriye dönük araştırmaların aksine boylamsal araştırmalar, çok ciddi risk faktörlerine maruz kalmış çocuklar arasında bile sağlıklı ve kendi ayakları üzerinde durabilen yetişkinler olduğunu göstermiştir. Kısacası, boylamsal araştırmalar risk araştırmalarının bıraktığı yanlış izlenimi düzeltmiştir. “Yüksek risk” altında olduğu belirlenen çocukların birçoğu, eğitimcilerin bekledikleri ciddi sorunları geliştirmemiştir. Bu çocuklar “yüksel risk” altında olmalarına rağmen “yılmaz” kişilerdir. O halde araştırmacılar bakış açılarını gözden geçirmeli, en olumsuz koşullarda bile çocukları normal bir yetişkin olarak gelişme yönünde güdüleyen “kendi kendini düzeltici eğilimlerin varlığını” artık fark etmelidirler.

Literatürde kullanılan pek çok tanım birbirine benzese de, evrensel olarak kabul edilmiş bir yılmazlık tanımı yoktur. Bazı araştırmacılar, yılmazlığı “hayatın akışını bozan (disruptive), stresli ve zorlayıcı yaşam olaylarıyla mücadele ederken bireyin ek korunma ve başa çıkma becerileri kazandığı bir başa çıkma süreci” olarak tanımlamışlardır (Richardson ve arkadaşları, 1990’dan aktaran: Henderson ve Milstein, 1996). Başka bazı yazarlar da yılmazlığı “kendi kendini düzeltme (self-righting) ve gelişme süreci” (Higgins, 1994’den aktaran: Henderson ve Milstein, 1996) ya da “tekrar toparlanma, zorluklara dayanma ve kendi kendini iyileştirme kapasitesi” (Wolins, 1993’den aktaran: Henderson ve Milstein, 1996) şeklinde tanımlayarak aynı noktayı vurgulamışlardır. Adı geçen araştırmacılar daha önce başka araştırmacılar tarafından kullanılan dokunulmazlık (invulnerable), yenilmezlik (invincible), dayanıklılık (hardy) terimlerinin yerine “yılmazlık” terimini kullandıklarını, çünkü “yılmaz kişilerin” ağrıyı da, mücadeleyi de, bu sürecin içerdiği acıyı da bildiklerini belirtmişlerdir. Rirkin ve Hoopman (1991) ise yılmalığı şu şekilde tanımlamıştır: Yılmazlık, “geriye sıçrama (spring back), geri sekme (rebound), sıkıntı karşısında başarılı bir biçimde uyum sağlama kapasitesi ve ciddi bir strese ya da sadece günümüz dünyasında var olan strese rağmen sosyal, akademik ve mesleki yeterlilik geliştirme kapasitesidir” (Aktaran: Henderson ve Milstein, 1996). Bu tanıma göre ister genç isterse yaşlı olsun, aslında herkesin yılmazlık geliştirebileceğini ifade etmektedir.

Yılmazlık, kişiden kişiye değişen ve zaman içinde artan ya da azalan bir karakteristiktir. Buna karşın koruyucu faktörler, stresli durumların ya da koşulların olumsuz etkilerini azaltan, kişinin kendisiyle ya da çevreyle ilgili karakteristiklerdir. İçsel ve dışsal koruyucu faktörler aşağıda verilmiştir (Henderson ve Milstein, 1996).

İÇSEL VE ÇEVRESEL KORUYUCU FAKTÖRLER

Koruyucu İçsel Faktörler: Yılmazlığı kolaylaştıran bireysel özellikler

1.      Kendini başkalarına hizmet etmeye ya da bir amaca verir.

2.      İsabetli karar verme, atılganlık, içtepi kontrolü ve problem çözme de dahil, yaşam becerilerini kullanır.

3.      Sokulganlık, arkadaş olma yeteneği, olumlu ilişkiler oluşturma yeteneği.

4.      Mizah duygusu

5.      İçsel denetim odağı

6.      Özerklik, bağımsızlık

7.      Kişisel geleceğe ilişkin olumlu görüş

8.      Esneklik

9.      Öğrenme ve öğrendiğini aktarma kapasitesi

10. Kendi kendini güdüleme

11. “Bir şeyde iyi” olma, kişisel yetkinlik

12. Öz değer ve öz güven dıuygusu

 

Koruyucu Çevresel Faktörler: Yılmazlığı artıran ailelerin, okulların, toplumun ve akranların özellikleri

1.      Yakın bağlar kurulmasını teşvik eder.

2.      Eğitime değer verir ve teşvik eder.

3.      Oldukça sıcak ve eleştiri düzeyi düşük bir etkileşim stili kullanır.

4.      Açık seçik sınırlar (kurallar, normlar, yasalar) oluşturur ve bunları uygular

5.      Bakım sağlayan pek çok kişiyle destekleyici ilişkileri cesaretlendirir.

6.      Sorumlulukların paylaşılmasını, başkalarına hizmeti ve “gerekli yardımseverliği” harekete geçirir.

7.      Barınma, iş bulma, sağlık bakımı ve dinlenme gibi temel gereksinimleri karşılamak için kaynaklara ulaşmayı sağlar.

8.      Başarı için oldukça yüksek ama ulaşılabilir beklentiler ifade eder.

9.      Amaç belirlemeyi ve ustalaşmayı teşvik eder.

10. Olumlu sosyal değerlerin (örneğin özgecilik gibi) gelişmesini ve yaşam becerilerini (örneğin işbirliği gibi) teşvik eder.

11. Liderlik, karar verme ve anlamlı katılım için daha başka fırsatlar sağlar.

12. Her bireyin kendine özgü yeteneklerini takdir eder.

Richardson ve arkadaşları (Aktaran: Henderson ve Milstein, 1996) tarafından öne sürülen yılmazlık modeline göre yaşamının herhangi bir döneminde herhangi bir sıkıntıyla karşılaşan bir birey, aynı zamanda o sıkıntıyı hafifleten, koruyucu bazı çevresel faktörlerle de karşılaşır. Yeterli “korunma” sağlanırsa, yaşamında önemli bir kesinti yaşamaksızın birey bu sıkıntılı duruma uyum sağlar. Sıkıntılı bir durumun üstesinden geldiği bu süreç içerisinde birey duygusal açıdan güçlendiği ve sağlıklı bir başa çıkma mekanizması geliştirdiği için, birey artık kendini daha rahat hissettiği bir bölgededir ya da dengeyi (homeostasis) korur ve böylece daha üst düzeyde yılmazlığa doğru ilerler. Yeterince korunamadığı takdirde birey psikolojik bir aksaklık ya da kesinti yaşar, ama sonuçta yenide bütünlük kazanır (reintegrate). Yeniden bütünleşme ya da kişisel bütünlüğün yeniden sağlanma biçimini mevcut kişisel ve çevresel koruyucu faktörler belirler. Modele göre bu yeniden bütünleşme dört farklı türde olabilir: Birey, alkol ve uyuşturucu maddeler kullanma ya da intihara teşebbüs etme gibi işlevsel olmayan (dysfunction) özellikler edinebilir ya da benlik değerinde azalma ve bu olaylara sağlıklı bir şekilde başa çıkma kapasitesinde noksanlık şeklinde ortaya çıkan uyum bozukluğuna (maladaptation) ilişkin özellikler edinebilir. Yeniden bütünleşme, kuşkusuz bireyin kendini rahat hissettiği bölgeye geri dönmesiyle de ya da yılmazlık özelliğinin artmasıyla da sonuçlanabilir.

 

Yılmaz Bir Kişinin Profili

Yılmaz çocuklar ve yetişkinler önemli ölçüde birbirine benzemektedir. Örneğin yılmaz çocuklar “sosyal olarak yeterli, problem çözme, eleştirel düşünme ve inisiyatif alma gibi yaşam becerilerine sahip” çocuklar olarak betimlenmektedir. Bu çocukların belli amaçları, özel ilgileri, okulda ve yaşamda başarılı olma güdüsü vardır. Kişisel geleceklerine ilişkin olumlu bir öngörüye sahiptirler. Yılmaz yetişkinler de hemen hemen aynı özelliklere sahiptir. Bu kişiler sorun çözme konusunda becerileri olan, kendini geliştirmeye güdülenmiş kişilerdir. Toplumsal değişme sürecine aktif olarak katılırlar, kendilerini genellikle inançlı ya da dindar bir kişi olarak nitelendirirler. Yaşadıkları stresi, travmayı ve trajediyi yorumlama ve bunlardan yararlanma yeteneği gösterirler. Bununla birlikte bu kişiler çocukluklarında, böyle bir özelliğe sahip olduklarının ne kendileri ne de çevrelerindeki başka kişiler tarafından fark edilmediğini belirtmişlerdir.

Yılmaz çocukların ve yetişkinlerin ortak bazı özelliklere sahip oldukları vurgulanmıştır. Yüksek zeka düzeyi, suçlu akranlarla yakınlık kurmama, ergen suçluluğundan uzak durma gibi özellikler bunlar arasında sayılabilir.

Literatürde yılmaz çocukların dört önemli özelliğine işaret edilmektedir (Krovetz, 1999):

1.      Sosyal yetkinlik: Başkalarında olumlu tepkiler oluşturma, böylece de hem yetişkinlerle hem de akranlarıyla olumlu ilişkiler kurma yeteneği

2.       Sorun çözme becerileri: Başkalarından yardım isteme ve olayları kendi kontrolü altında planlama becerisi.

3.      Özerklik: Kişinin kendi kimliğine sahip olduğu duygusu, bağımsız davranma ve bir kişinin çevresi üzerinde kontrol kurmaya çalışma yeteneği.

4.      Amaçlara sahip olma ve gelecek duygusu: Birtakım amaçlara, eğitimsel beklentilere, umuda ve parlak bir geleceğe sahip olma duygusu.

Cristiansen ve Cristiansen de (1997) yılmaz çocukların özelliklerini dört grupta toplamıştır:

1)     Yılmaz çocuklar, sorunlara proaktif bir biçimde yaklaşma eğilimindedirler. Sorun çözme stratejileri bu çocukları güçlü bir benlik duygusu sürdürmelerini ve yaşamlarındaki değişkenlerle etkileşirken olumlu değişikliklere yol açmalarını mümkün kılmaktadır. Bu da daha sonra benlik saygılarını ve öz-yeterliliklerini artıran olumlu bir geribildirime dönüşmektedir.

2)     Yılmaz çocuklar genellikle iyi tabiatlı, başkalarının olumlu dikkatini çeken çocuklardır. Bu çocukların yakınından olmak kolaydır ve bir bakıcı ya da önemli bir yetişkinle yakın bir bağı vardır. Bu çocukların aynı zamanda iyi bir mizah duygusu ve başa çıkma becerileri vardır; bulundukları ortam içerisinde etkili bir biçimde etkileşimde bulunmak için kendi içsel kaynaklarını kullanırlar. Başkalarının dikkatlerini toplamaları da olumlu geribildirim sağlar ve çocuğun benlik algısını güçlendirir.

3)     Yılmaz çocuklar yaşamın zorluklarını kabul edebilmekte ve bunlarla çalışmaktadırlar. Belli bir amaca doğru çalışmayı sürdürmek için olumsuz durumları kendi lehlerine kullanırlar.

4)     Yılmaz çocukların kendi yaşamları üzerinde kontrol duygusu vardır. Yaşamı anlamlı hale getiren temel bir inanç olan bağlılık ve kendi hayatlarını kontrol edebilecekleri inancı geliştirirler. Bu kontrol duygusu da daha sonra çocuğun kendi yaşamında bir düzen ve yapı sürdürmesine izin verir.

Yılmaz çocuklar ve yetişkinler “girişimci, bağımsız, içgörü sahibi, başkaları ile iyi ilişkileri olan, mizah duygusu gelişmiş, yaratıcı ve ahlaklı” kişilerdir (Parr, D. ve ark., 1998). Küçük bir çocukta girişimcilik, çocuğun çevreyi keşfe çıkışında kendini gösterir. Bir yetişkin ise bu özelliğini eyleme geçerek gösterir. Küçük bir çocukta bağımsızlık, çocuğun bulunması gereken yerden ayrılmasında ya da hoş olmayan durumlardan uzaklaşmasında kendini belli eder; bir yetişkin ise özerk davranarak, yani çevresel koşullardan bağımsız hareket ederek bu özelliğini gösterir. Bir çocuk, bulunduğu ortamda bir şeylerin yolunda gitmediğini fark ederek içgörüsünü kanıtlar; bir yetişkin ise neyin yanlış olduğuna ve bunun neden yanlış olduğuna ilişkin daha gelişmiş bir algıya sahiptir. Bir çocuk başkalarıyla ilişki kurmak istediği zaman usanmaksızın bunu sergiler; yılmaz bir yetişkinde de başkalarıyla ilişki kurmasına imkan veren bir dizi karmaşık yetenek sergiler. Yetişkinlerde mizah ve yaratıcılık, kendini olduğu gibi dışa vurur; çocuk ise bu özelliğini oyunla kanıtlar. Bir çocukta ahlaklılık, çocuğun doğru ve yanlışla ilgili yargılarında görülür; yetişkinlerde ise ahlaklılık, özgece ve dürüst davranmak demektir.

Bu özelliklerden birinin bile bir çocuk ya da yetişkini çevresel zorlukların üstesinden gelmeye sevk edebileceğini, zamanla bu bir tek güçten başka güçlerin de gelişeceği belirtilmiştir. Ailenin dağılması ya da daha başka çevresel streslerle karşılaşan bireyler hem olumsuz davranışlarla hem de yılmaz davranışlarla ikili (dual) tepki göstermektedir. Genellikle işlevsiz gibi görünen bir davranış (örneğin evden kaçıp uzaklaşmak gibi) aslında yılmazlık ögeleri (örneğin girişimcilik ve bağımsızlık gibi) içerebilir. Bu davranışın olumlu ögeleri içerecek şekilde yeniden çerçevelenmesi, yılmazlık oluşturma sürecini kolaylaştırabilir. Yazarlar, yılmaz davranışın sık sık ifade edilmesini ve övülmesini önermişlerdir.

Araştırmacılar yılmazlığın bir dizi kişilik özelliğinden çok bir süreç olduğunu vurgulamıştır. Bazı kişilerin yılmazlığa katkıda bulunan sosyal eğilimlere ya da fiziksel çekicilik gibi genetik eğilimlere sahip oldukları öne sürülmüş olsa da, yılmazlıkla birlikte görülen karakteristiklerin çoğu öğrenilebilmektedir.

Çocuklarda yılmazlığı artıran kişilik özelliklerinin, karakteristiklerin ve becerilerin çoğu, bu çocuklar okula başlamadan önce vardır. Pek çok çocuk, çevresel koşulların ve yaşam deneyimlerinin bir sonucu olarak yılmaz olur. Ne yapılabileceği konusunda bilinçlenmek adına, okul personeli kişisel güç ve yılmazlık geliştirmede çocuğa yardım eden bir çevre yaratacak koruyucu faktörleri kullanabilir.

Çocuklar okul ortamına yılmazlıkla ilgili değişik özellikler ve karakteristiklerle gelirler. Okul ortamında başarısızlık riski altındaki çocuklarda genellikle bu özelliklerden ya da karakteristiklerden biri ya da birden fazlası eksiktir. Eğitimciler bu karakteristikleri doğrudan etkileyememelerine rağmen, çocuğu kucaklayan, güvende olduğu duygusu veren, yılmazlığı geliştiren, her bir çocuğun katılımını ve daha etkili bir biçimde öğrenmesini sağlayan bir sınıf ve okul iklimi yaratabilirler. Koruyucu faktörler dört grupta toplanabilir.

 

1-     Özel ilgi ya da hobi

Travma ya da daha başka zor yaşam olaylarına başarıyla meydan okuyan çocuklar, başkaları tarafından olumlu bir biçimde tanınmalarını sağlayan bir ilgileri, hobileri ya da bir becerileri olduğunu belirtmişlerdir. Seçilen bu ilgi alanında çok üstün olmasalar da, bu öğrencilerin dikkat çekmelerini ve tanınmalarını sağlayan, başarılara yol açan odaklandıkları bir nokta vardır. Olumlu geribildirim ve sorumluluk duygusu, kendine saygı ve kişisel değerlerini geliştirmelerini ve sürdürmelerini sağlar; bu da sonuçta yılmazlığı artırır.

Okullar çocukların özel ilgileri ve hobiler geliştirmelerine çeşitli stratejiler kullanarak yardım edebilir. Örneğin okula dayalı ders dışı etkinlikler, çocukların sanatlara, sporlara ve çocukların kişisel ilgi geliştirebilecekleri potansiyel boş zaman etkinliklerine katılmasını sağlayabilir. Özenle seçilmiş toplantılar, çocuklarda bir hobi ya da etkinliğe ilgi uyandırabilir. Öğretmenler gözlem yapabilirler ve çocukların uğraştıkları etkinlikleri not edebilirler ve çocuğun o alanda gelişmesi için fırsatlar  yaratabilirler. Okul etkinliklerine katılarak başkalarında tanınma, diğer çocukların farkındalığını artırabilir ve daha sonra bu çocuklar da benzer bir ilgi geliştirebilirler.

 

2-     Danışmanlık (Mentor)

Yoksulluk, travma, uyuşturucu madde istismarı ve diğer yaşamsal olayların sonucu olarak risk altında olan çocuklar için danışman, kritik bir destek olarak iş görür. Anlamlı bir bağlılığı, bir yetişkinle ya da bazen başka bir çocukla sıkı bir bağı olan çocuklar, zorluklarla daha üretken bir biçimde yüzleşme eğilimindedirler ve büyük bir olasılıkla da başarı deneyimi yaşayacaklardır. Öğretmenler, yöneticiler, danışmanlar ve okul ortamındaki diğer kişiler, risk altındaki çocuklara destek sağlamak için eşsiz bir konumdadırlar. Bunun uygulamadaki anlamı, belli bir yetişkin bir çocuğa özel bir ilgi göstermeli ve bakım sağlayıcı, kolaylaştırıcı bir ilişki geliştirmelidir.

 

3-     Aile desteği

Çocuğun eğitimine bir ya da birden fazla aile üyesinin aktif katılımı, koruyucu bir faktör olarak iş görmektedir. Bir yetişkinin desteği ve teşviki çocuk için bir temek sağlamakta; çocuk, bir yetişkinin davranışlarını, tutumlarını ve becerilerini model alabilmektedir.

 

4-     Dönüm noktası sayılabilecek olaylar

Dönüm noktası, risk altındaki çocuklara daha önce karşılaşmadıkları  bir gelişme fırsatı verebilir. Okul çevresine giriş, bu tür bir dönüm noktası olabilir. Özel ilişkiler, eşsiz fırsatlar, kazanılan ilgiler ve hobiler yeni bir dünyanın bütün kapılarını açabilir ve değişim için fırsatlar yaratabilir.

 

SONUÇ

Yılmaz bireylere atfedilen kişisel ve çevresel özelliklerle, suçluluğu önlemek ve suçluları yeniden topluma kazandırmak için geliştirilen öneriler arasında büyük bir benzerlik göze çarpmaktadır. Örneğin yılmaz bireyler başkalarıyla iyi ilişkiler kurabilme, duygusal bağlar geliştirme, amaç belirleme ve amaçlara bağlılık, toplum tarafından da benimsenen geleneksel etkinliklere katılma gibi bazı özelliklere sahipken, suçlularda bu özelliklerin hemen hemen tam tersi özelliklere rastlanmıştır (Rees, 2000). Bu durumda bireylerin yılmazlığını geliştirmeyi amaçlayan programların, suçluluğu da azaltması beklenir. Nitekim Pasternak ve Martinez, gözetim altında tutulan gençlere uygulamak amacıyla, okullarda yılmazlığı artırmaya yönelik eğitim programlarının ceza ve tutukevlerine de transfer edilebileceğini öne sürmüşlerdir (Rees, 2000). Yılmazlık modeli esas alınarak Georgia Cezaevindeki yetişkinlere yönelik olarak da, “Tutuklularda Liderliği Geliştirme Programı” adı altında bir program geliştirilmiş ve pilot uygulama gerçekleştirilmiştir. Bu program başkalarını dinleme, başkalarının kaygılarını ve isteklerini anlama, başkalarına umut aşılama, başkalarını güdüleme, basiret gösterme (uzak görüşlü olma), bilgiyi dikkatle ve sağduyuyla kullanma gibi ögeler içermektedir. Temelde bilişsel stratejilerden yararlanma ve kişiler arası iletişim becerileri geliştirmeye yönelik olan bu programda edinilen bilgilerin, cezaevinden çıktıktan sonra tutukluların kendi yaşamlarını düzene koymalarında yardımcı olacağı umulmaktadır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

KAYNAKÇA:

Christiansen, J. ve . Christiansen, J.L. (1997). “Using Protective Factors to Enhange Resilience and School Success for at-risk Students”, Intervention in School and Clinic, 33 (2), s. 86.

Gelman, D. (1991). “The Miracle of Resiliency” Newsweek, 117 (26), s. 44.

Henderson, N. ve Milstein, M.M. (1996). “Reciliency in Schools. Making it Happen for Stutdents and Educators”, Corwin Pres, Inc., A Sage Publucation Company Thousand Oaks, California.

Jew, C.L., Green, K.E., Kroger, J. (1999). “Development and Validation of a Measure of Resiliency”. Measurement and Evaluation in Counselin and Development, 32(2), s. 75.

Kaplan, C.P. ve Turner, S. (1996). “Promoting Resilience Strategies: A Modified Consultation Model”, Social Work in Educational Leadership, 18(3), s. 158.

Krovetz, M.L. (1999). “Fosterin Resiliency”, Thrust for Educational Leadership, 28(5), s. 28.

Parr, G.D., Montgomery, M., et al (1998). “Flow Theory as a Model for Enhancing Student Resilience”, Professional School Counseling, 1(5), s. 26.

Rees, E.F. (2000). “Resiliency Programming for Adult Offenders in Georgia”, Education and Urban Society, 32(2), s. 256.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

NOTLAR:

NOT-1: Bu yazı I. Ulusal Çocuk ve Suç: Nedenler ve Önleme Çalışmaları Sempozyumu’ndan (29-30 Mart 2001) alınmış olup bu ve benzeri konularda daha fazla bilgi edinmek için ilgili sempozyumun kitabına başvurmanızı tavsiye ederiz. Amacımız suç konusunda çıkan kitaplardan, dergilerden, yazılardan sizleri haberdar etmek; bilgi evrenine ve Türk kriminolojisine (suç bilimine) katkıda bulunmak, topluma faydalı olmaktır.

 

 

 

NOT-2: Bu yazının yayınlanmasına verdikleri izin ve kriminolojiye yaptıkları bu katkı dolayısıyla Türkiye Çocuklara Yeniden Özgürlük Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı sayın Nevin Özgün’e çok teşekkür ederiz. Vakfa, www.tcyov.org adresinden ulaşabilirsiniz.

 

 

 

© www.kriminoloji.com 2002

Sitemize www.kriminoloji.com, hukukcu.net, hukukcu.org veya turkhukuk.net, turkhukuk.org adreslerinden ulaşabilirsiniz.

 

 

Ana sayfa