www.kriminoloji.com

 

 

AİLE, ÇOCUK, ŞİDDET VE SUÇ

 

 

 

 

 

 

Erol TUTAR

© www.kriminoloji.com 2002

 

 

 

Ailenin çocuk üzerindeki etkisi çoğu kez daha doğumdan önce başlar. Ailenin çocuğa karşı istekli ya da isteksiz oluşu, gerek ruhsal-kültürel gerekse sosyo-ekonomik yönden bu çocuğun gelişimine hazır olup olmadığı ve çocuktan beklentileri, o çocuğun yaşantısını, ilk izlenimini ve çevresiyle duygusal iletişimini önemli ölçüde etkilemektedir. Aile üyeleriyle olan ilişkileri, çocuğun diğer bireylere, nesnelere ve tüm yaşama olan tutumlarının temelini oluşturur.[1]

Çocukluk dönemi, toplumun bireyi etkileyebildiği en yoğun dönemdir.[2] Aile, çocukların sosyalleşmesinde birincil aracıdır.[3] Özellikle ilk yaşam yılları insanın daha sonraki sosyal gelişimini belirler; daha sonraki tamiratlar daha ziyade istisnai durumlarda başarılıdırlar.[4] Çocuğun özellikle yaşamının ilk yıllarında ailesiyle yoğun teması, ileri yıllarda sergileyeceği davranış kalıplarının belirlenmesinde önemli rol oynar.[5] Sevgi gösteren bir annenin ya da onun yerini alan diğer bir kadının çocukluğun ilk çağlarında mevcut bulunmaması çocukta ağır psikolojik tahriplere sebep olabilir ve onu suç teşkil eden tavır ve hareketlere yöneltebilir.[6]

Kişiye ve kişiliğe bağlı nedenlerden daha yoğun olarak çevrenin, özellikle de en belirleyici olarak ailenin, çocuğun suça yönelmesinde önemli bir etken olduğu birçok çalışmada saptanmıştır.[7] Çocuk, ilk ve en yakın çevresi olan aileden oldukça yoğun bir biçimde etkilenir. Aile ortamı fiziksel, psikolojik gereksinimlerin yanında, çocuk için vazgeçilmez olan güvenlik ve sevgi gereksinimlerini karşılar. Bu da çocuğun suça yönelmesini engeller.[8] Anne baba-çocuk ilişkilerinde, ana babanın çocuğuna ilişkin bakım ve eğitimini içeren ana baba davranışları ve çocuğun bu davranışlara ilişkin algısı toplumsallaşma sürecinin temelidir. Aile içi ilişkiler temelinde toplumsallaşma sürecinin eksik gelişmesinin temelinde birçok argüman yer alır. Bunlardan en önemlisi tüm araştırmacıların ortak olarak kabul ettikleri disiplin ve ceza biçimidir.[9]

Ebeveyn ile çocuklar arasında suçluluk bakımında en önemli ilişkinin, çocuğa uygulanan disiplin şekli ve derecesi olduğu hususunda kriminologlar, mutabık bulunmaktadırlar.[10] Yapılan araştırmalar da disiplin ve ceza biçimiyle suçluluk arasındaki anlamlı ilişkiyi ortaya koymaktadır.[11] Ebeveynlerinin fiziksel, ruhsal ve ahlaksal zayıflığı, ebeveynin olmayışından kaynaklanan disiplinsizlik, çocuğun kontrolünde ve disiplin konusunda ebeveynlerin birbiriyle uyuşmazlıkları, aşırı disiplin veya aşırı tolerans da çocuğun sapmış davranış göstermesinde etkili olmaktadır.[12]

Glueck’lar, 2000 suçlunun % 95’inin ailesinin çocuklarına verdiği disiplin dengesiz biçimde ya çok sert ya da çok yumuşak olduğunu saptamıştır. Yine Glueck’lar 500 suçlu ve 500 suçlu olmayan gruplar üzerinde yaptıkları araştırmada, suçlu grup ailelerindeki annelerin % 96, babaların da % 94 oranında çok sert ya da yumuşak disiplin uyguladıkları, buna karşılık, suçlu olmayan grupta bu tür disiplin uygulayan anne oranının % 66, baba oranının da % 56 olduğunu bulmuşlardır.[13]

Aile içinde tutarlı disiplinin suç davranışını caydırmada önemli olduğu görülmektedir. Anne gözetiminin eksikliği, anne ve babanın düzensiz / sert disiplini, ebeveynsel red ve ebeveynsel ilgisinin eksikliği ciddi ve kalıcı suçluluğun en önemli belirleyicileri olarak gözükmektedir.[14] Görülüyor ki, çocuğun sağlıklı bir ruhsal ve toplumsal gelişme gösterebilmesinin ilk koşullarından biri, ailede tutarlı bir disiplin uygulaması ve belli bir ölçüde otoritenin, denetimin varlığı olmaktadır.[15]

Çocuğun kişilik gelişiminde davranışları, iç tutarlılığı, toplumsal normlara uzaklığı ölçüsünde olumlu ya da olumsuz sosyalleştirme ortamı olan aile (ve yakın akraba) çevresinde görülen her türlü sosyal anomi, çocuğu birinci derecede etkiler.[16] Huzursuz ailelerde yetişen genç streslidir. İsyankâr ve agresiftir.[17] Ailedeki düzensizlikler veya değişmeler çocuk üzerinde uzun süreli etkiler yapabilir.[18]

Özdeşleşme sürecinin çocuğun kişilik gelişiminde önemli bir yeri vardır.[19] Özdeşleşme, bilinçli ve metotlu bir öğrenmeyle başlayan bir olgu değildir. Çocuk, kendini belirli bir modelle özdeşleştirirken, bu olaydan haberdar değildir.[20] Özdeşleşme süreci içinde çocuk, modelin karakteristiklerine uygun olarak duyar, düşünür ve hareket eder. Okul öncesi dönemde, anne ve babasının böylesine etkili bir model olması, çocuğun gelecekteki kişilik yapısını, duygu ve düşüncelerini doğrudan etkiler. Kuşkusuz, anne ve babanın olumsuz tutum ve davranışları da çocuğun kişiliğini olumsuz yönde etkileyecektir.[21]

Öğrenilmiş bir davranış türü olarak da kabul edilen suçluluk olayında, özellikle ergenlik dönemindeki gencin kendisini özdeşleştireceği bir bireye gereksinimi olduğu, çoğunluğu aile içinde bir yetişkin olan bu kişinin bozuk bir kişilik yapısına sahip olması durumunda, bu kötü davranış örneğinin gence yansıması olasılığı düşünülürse, yakın çevre faktörlerinin ne denli önemli olduğu görülür.[22]

Araştırma sonuçları aile ilişkilerinin sağlıksız algılanmasıyla çocuğun suça yönlendirilmesi arasında ilişkiler olduğunu göstermektedir. Özellikle ailede çocuğa şiddet uygulamak, aile içi ilişkilerin sağlıksız algılanması, ailede cezaevine girenlerin bulunması, aile içinde sürekli kavga olması gibi değişkenlerin saldırganlık davranışları ile ilişkili olduğu görülmektedir.[23]

Şiddet; özellikle çocuklara uygulandığında, çocuklar üzerinde ileriye dönük yıkıcı etkileri olan önemli bir toplumsal sorundur. Şiddetin uygulanması, mağdur kişide ruhsal ve bedensel olarak birçok geri dönülemez durumlar yaratır.[24]

Birleşmiş Milletlerin, Ekim 2006 yılında yayınlanan “Çocuğa Yönelik Araştırma Raporu”na (UNVAC) göre, çocuklara yönelik olarak uygulanan şiddet, yaşam boyu sürecek toplumsal ve sağlıkla ilgili sorunlara yol açtığından topluma çok pahalıya mal olmaktadır. Şiddet sonrası yaşanan sorunlar arasında depresyon, anti-sosyal ve saldırgan davranışlar, madde bağımlılığı, fiziksel rahatsızlıklar, okul ve çalışma yaşamında başarısızlık, sorunlu ilişkiler ve suça yönelme görülmektedir.[25]

Dünya Sağlık Örgütünün 1999 yılı araştırmalarına göre, fiziksel şiddet kurbanı çocuklarda; güvensizlik, sosyal ve duygusal problemler, bilişsel yetersizlik, okul başarısızlığı, tepkisel davranışlar, yaşıtlarıyla ilişkilerinde yetersizlik, suç işleme ve madde kullanımı görülmektedir.[26] Şiddetin derecesine göre çocuklarda kaygı, uyku bozuklukları ve kâbuslara rastlanmaktadır. Kurbanlarda, duygularını kontrol edememe, ilişkilerde öfke ve saldırganlık görülmektedir. Şiddet; çocukların psiko-sosyal, duygusal ve bilişsel gelişimini etkilemektedir.[27] Şiddetin kurban üzerindeki etkileri; süresine, boyutlarına, şiddet uygulayıcının yakınlığına bağlı olarak değişebilir.[28]

Bütün etnik kültürlerde çocukluk çağı boyunca bedensel şiddete maruz kalan çocukların, yetişkin olduklarında şiddet kullanma riskleri, fiziksel şiddet yaşamayanlara göre daha yüksek bulunmuştur.[29] Ayrıca yapılan araştırmalar, geçmişte yaşadıkları fiziksel şiddetin ergenlerde suçlu davranışı ve riskli cinsel ilişkileri ortaya çıkardığını göstermektedir. Bu tür olumsuz deneyim yaşayan çocuklarda yüksek oranda içe kapanma da görülmektedir.[30]

Çocukların hayatında var olan şiddet, onların sadece sağlıklarını değil, her açıdan gelişimlerini olumsuz etkilemektedir. Çocuk ve ergenlerde şiddet sosyal uyum azlığı, anti-sosyal davranışlar, okul devamsızlığı, dikkat azlığı, okul başarısında düşüklük, riskli davranışlara eğilim, başkalarına şiddet gösterme, düşük benlik saygısı, güvensizlik, yeme bozuklukları, alkol ve madde bağımlılığı, depresyon ve intihar girişimi, suç işleme ve hatta ölümle sonuçlanmaktadır.[31]  

Çağdaş araştırmalar uyumsuz, şiddetin var olduğu ailelerde büyüyen çocukların duygusal rahatsızlık ve davranış problemleri sergilediklerini göstermişlerdir.[32] Şiddet içeren evlerde büyüyen gençler, madde kullanımı, intihar ve evden kaçmalar açısından büyük risk altındadırlar.[33]

Sekiz yaş, aile içi şiddete şahit olmanın en kötü etkileri için sınır yılı olarak belirlenmiştir. Sekiz yaşından küçük çocuklar gelişim evrelerinin gereği olarak benmerkezcidir. Ebeveynleri kavga ettiğinde, suçluluk duygusuna kapılırlar. Dolayısıyla, aile içi şiddete şahit olmak, küçük çocuklara ebeveynleri değil kendileri hakkında bir mesaj verir. Ebeveynine yapılan bir saldırı çocukları kendilerine saldırılmış duygusu verir. Bu sıradaki aşırı fizyolojik uyarılma çocuğun beyni ve kişiliği üzerinde çok büyük etkilere neden olabilir.[34]

Erkeklerin şiddet davranışı gösteren kişi ile özdeşleşmesi olasılığı çok daha fazladır. Muhtemelen başkalarına karşı ve özellikle kurbanla aynı cinsiyette olanlara karşı şiddet davranışı sergileyeceklerdir. Erkekler, şiddet olayına tanık olmanın etkilerini tipik olarak dışsallaştırır; sözel ve fiziksel patlamalar, karşı koyma ve suç davranışı sergiler. Kızlar, şiddet davranışına şahit olmanın etkilerini daha çok dışsallaştırma eğilimindedirler. Sonuçta depresyon, içine kapanma ve diğer psikolojik veya fiziksel semptomlar meydana gelebilir.[35]

Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu Başkanlığı’nın yaptığı bir çalışmaya göre ülkemizde ailelerin üçte birinde aile içi fiziksel şiddet vardır. Şiddet uygulanan evlerin dörtte üçünde çocukların şiddete tanık oldukları saptanmıştır. Bu çocukların şiddet sonrası korku, anne-babayı sevmeme, içine kapanma, saldırganlık şeklinde tepki verdikleri gözlenmiştir. Aile içi şiddet sosyoekonomik düzeyin düşüklüğü, kadının işinin olmaması, alkol bağımlılığı, evdeki birey sayısının fazla olması ve eşlerin toplam eğitim düzeyinin düşüklüğü ile arttığı belirtilmektedir.[36]

Çocuk kurbanlar ile çevresel etkenler matris gibi iç içe görünmektedir. Yoksulluk, alkol problemi, madde bağımlılığı ve yetersiz aile ilişkileri gibi sorunlar, çocuk kurbanları sarmalamış durumdadır.[37] Araştırmalarda suçlu çocukların evlerinde aşağıdaki koşullardan birine veya birkaçına rastlanmıştır: (1) Ailenin diğer üyelerinin suçlu veya alkolik olmaları, (2) boşanma, ölüm veya terk nedeniyle ebeveynlerden biri veya her ikisinin de yokluğu, (3) ihmal, körlük veya bunun gibi fiziksel bir özür veya hastalık nedeniyle ebeveyn kontrolünün eksikliği, (4) evin çok kalabalık olması, aşırı baskı, kıskançlık, ihmal veya ebeveynlerden birinin aşırı hâkimiyeti, (5) işsizlik, yetersiz gelir gibi ekonomik baskılar ve annenin ev dışında çalışması.[38]

Çocukluklarında kendileri de istismara uğramış ebeveynin, çocuklarına yönelik davranışlarında kendi anne-babalarındaki davranış modellerini uyguladıkları dikkati çekmektedir.[39] Ebeveynin benzer özellikleri hemen hemen hepsinin çocukluklarında kendileri de istismara uğramış ya da istismara uğrayan bir kardeşe tanık olmuş olmalarıdır.[40]

İhmal ya da istismarın kurbanı olan çocukların dürtüsel davranışlar, aşırı hareketlilik ve depresif belirtiler sergilediği, istismarı sonrası gelişim içinde davranım bozukluğu, öğrenme güçlükleri ve sıklıkla madde kullanım bozukluğu geliştirmektedir. Bu çocuklar ergenlik döneminde daha fazla şiddet davranışı, intihar girişimi sergilemekte, çoğu kez kendileri de başkalarını istismar etmektedirler.[41]

Çocukların savunmasız olmaları, kendilerini koruyamamaları şiddet uygulamalarını ve olumsuz etkilerini artırmaktadır.[42] Araştırma sonuçlarına göre, fiziksel ceza ile çocuk suçluluğu, eş istismarı ve yetişkin suçluğu arasında bağlantı vardır.[43]

Sonuç olarak, şiddet küçük yaşta ile içinde öğrenilmekte; şiddet şiddeti doğurmaktadır. Kocasından dayak yiyen kadınlar çocuklarını (özellikle erkek çocuklarını) daha fazla dövmektedir. Çocukluğunda şiddetle karşılaşanlar, büyüdüklerinde şiddet uygulamaktadır. Katillerin neredeyse hepsinin çocukken aile içi şiddetle karşılaştığı bildirilmektedir.[44]

Reddedilen çocuklar reddedilmemiş çocuklara göre suç davranışına daha yatkındır ve şiddetli reddedilmeyi yaşamış çocukların daha az reddedilme yaşamış çocuklara oranla suç davranışlarına dahil olma olasılığı daha yüksektir.[45]

Aile hayatındaki ihtilafların çocuklarda meydana getirdiği zararlar tahmin olunduğundan çok fazladır. Bazı çocuklar bu tür asli güçlüklerin üstesinden gelebiliyorlarsa bunun sebebi ya uygun bedensel ya da mesela şefkatli bir büyük anne, teyze, amcaya sahip olmak gibi özel şartlardır.[46]

Çocuk için uygun ve istikrarlı bir karakter kazanarak büyümenin şartı, çocuğa karşı ana ve babanın birlikte şefkat, sevgi ve uygun sevk ve idare çabasında bulunmalarıdır. Dolayısıyla ana babadan birinin yok olması, çocuğun duygusal gelişmesine ağır bir şekilde etkili olabilir ve onu suçluluğa götürebilir.[47] Ailenin bütünlüğünün bozulması, çocuğun toplumsallaşma sürecini kesintiye uğratması nedeniyle hatalı ve eksik bir toplumsallaşmaya yol açar. Hatalı ve eksik toplumsallaşmanın sonuçlarında biri de suçtur.[48] Ebeveyni ayrılmış, bir yedek aile, yani yurt eğitimi almış çocukların suçluluk oranı ortalama grupla karşılaştırıldığında açıkça yüksektir.[49] Çalışmalar, parçalanmış ailenin erkek çocuklardan çok kız çocuklar üzerinde etkin olduğunu göstermektedir.[50] Aile içi çatışma ve kötü evlilik uyumunun ailenin yapısal olarak dağılmasından çok suçluluğa neden olması daha muhtemeldir.[51]

Her şeyden önce çocuğun yaşadığı aile, tam olmayan aile, kendi evlilik dışılığı veya öksüzlüğü, ebeveynlerin ayrılığı, sosyo-ekonomik olumsuz durumlar, eğitim davranışı ve kardeş sıralaması içindeki yeri, mesleki durumu ve işsizlik gibi durumlar, çocuğu şekillendirir ve onun suçluluğu üzerine etkiler yaparlar.[52] Aile büyüklüğüne dair araştırma bulguları, geniş ailedeki çocukların küçük ailedeki çocuklara göre genellikle daha fazla suça karışmakta olduklarını ortaya koymaktadır.[53]

Ebeveynin bizzat kendilerinin suçlu olmaları da çocuk suçluluğunu etkilemektedir. Anti-sosyal, alkolik ve suçlu ebeveynlerin çocuklarının suç işleme eğilimi daha yüksektir.[54] Ailede suçlu davranış örneklerinin görülmesi halinde, “suçluluk davranışının iletişim süreci (communication process) içinde diğer insanlarla olan karşılıklı ilişki sonucu öğrenildiğini” savunan Sutherland’ın varsayımını yapılan araştırmalar da doğrulamaktadır.[55]

Çocukların suça yönelmesine etki eden faktörlerden biri de ailenin sosyo-ekonomik yapısıdır.[56] Hiç kuşkusuz, ailenin sosyo-ekonomik koşulları, aile hayatının ruh sağlığını etkilediği gibi, çocuğun kişiliğini de etkiler.[57] Sosyo-ekonomik mahrumiyet, yoksulluk, düşük sosyal statü ve kötü ikametgâh şartları çocuk suçluluğunu belirleyen faktörlerdendir.[58]

“Parçalanmış aile”, “çatışan aile”, “ihmalkâr aile”, “suçluluk davranışı barındıran aile” özellikleri gösteren yapılarla, suçluluk ilişkilendirilmektedir. Bu ana başlıkların ortaya koyduğu etmenler ayrıntılanabilir. Bu etmenlerin ayrıntıları; parçalanmış aile, ebeveyn-çocuk ilişkileri, aile içi disiplin, aile nüfusu, kardeş sayısı, ebeveyn eğitim düzeyi, ailede alkol-uyuşturucu kullanımı, ailenin ekonomik durumu ve ailede suçluluk örneği olarak sıralanabilir.[59] 

Uzmanların, bilim adamlarının görüşlerinden yaptığımız bu alıntılar da, suçluluk davranışının kökeninde, çocukluk yıllarına uzanan bir zaman dilimi içinde birden çok etkenin bulunabileceğini göstermektedir.[60]  [61]


 

 

 

NOT: Bu yazı derleme bir yazıdır. Atıf yapılan kaynaklardan birebir alıntılama yapılarak yazılmıştır. Kaynaktaki metne en ufak bir müdahale yapıldığında, dolaylı atıf yapıldığında bunu belirtmek için son notlarda kaynakların başına “bkz.” (bakınız) kısaltması getirilmiştir.

 

 

 

 

KAYNAKLAR

Bartollas, C., Schmalleger, F., Çocuk Suçluluğu, Çev. Ed. Didem Yücel, M. Burak Gönültaş, Nobel Yayıncılık, Ankara, 2017

Bulut, M., Şiddet ve Çocuk, Asil Yayın, Ankara, 2010

Demirbaş, T., Kriminoloji, Seçkin Yayınları, Ankara, 2001

Dönmezer, S., Kriminoloji, Beta Yayınları, 8. Baskı, İstanbul, 1994

İçli, T. G., Kriminoloji, Seçkin Yayınları, 9. Baskı, Ankara, 2016

Karakoç, S., “Aile İçi Şiddetin Çocuk Ruh Sağlığına Etkileri”, Çocuk ve Şiddet Çalıştayı-12 Eylül 2009, İstanbul Tabip Odası Yayınları, G.M. Matbaacılık, 2009

Köylü, A., Kuloğlu, M., Aksu, H., “Çocuklar, Suç ve Şiddet”, Çocuk ve Suç, Ed. Ş. Şule Erçetin, HEGEM Yayınları, Ankara, 2006

Polat, O., Adli Psikolojiye Giriş, Seçkin Yayınları, Ankara, 2016

Polat, O., Çocuk ve Şiddet, DER Yayınları, İstanbul, 2001

Polat, O., Kriminoloji ve Kriminalistik Üzerine Notlar, Seçkin Yayınları, Ankara, 2004

Polat, O., Tüm Boyutlarıyla Çocuk İstismarı-1, Seçkin Yayınları, Ankara, 2007

Seyhan, K., Bahar, H. İ., “Çocuk Suçluluğu”, Çocuk ve Suç, Ed. Ş. Şule Erçetin, HEGEM Yayınları, Ankara, 2006

Soyaslan, D., Kriminoloji (Suç ve Ceza Bilimleri), Yetkin Yayınları, 3. Baskı, Ankara 2003

Şenol, S., “Aile İçi Şiddetin Çocuğa Etkisi”, Çocuk ve Ergene Yönelik Şiddetin Önlenmesi Sempozyumu (15-16 Mayıs 2006), aem kitap, Ankara, 2007

Tor, H., “Çocuk Suçluluğunda Ailenin Rolü”, Çocuk Suçluluğu ve Aile, Ed.Yaz. Adem Solak, HEGEM Yayınları, 2. Baskı, Ankara, 2009

Yavuzer, H., Çocuk ve Suç, Remzi Kitabevi, 10. Baskı, 2001

Yazgan, Y., “Çocuk Olamazsan Ne Olursun? Beyin ve Gelişimi Açısından Riskli Koşullarda Büyümek”, Suça Sürüklenen ve Mağdur Çocuklar, Ed. Süleyman Hançerli ve diğer., SABEV Yayınları, Ankara, 2011

 

 

 

SON NOTLAR:



[1] İçli, T. G., Kriminoloji, s.396

[2] Bulut, M., Şiddet ve Çocuk, s.43

[3] Bartollas, C., Schmalleger, F., Çocuk Suçluluğu, s.184

[4] Schwind Hans-Dieter, Kriminologie, Eine praxisorientiert Einführung mit Beispielen, 9. Auflage, Heidelberg 1998, s.177; Akt. Demirbaş, T., Kriminoloji, s.175

[5] İçli, T. G., Kriminoloji, s.397

[6] Dönmezer, S., Kriminoloji, s.259

[7] Köylü, A., Kuloğlu, M., Aksu, H., “Çocuklar, Suç ve Şiddet”, s.65

[8] Köylü, A., Kuloğlu, M., Aksu, H., “Çocuklar, Suç ve Şiddet”, s.65

[9] Polat, O., Kriminoloji ve Kriminalistik Üzerine Notlar, s.198

[10] Dönmezer, S., Kriminoloji, s.249

[11] Polat, O., Kriminoloji ve Kriminalistik Üzerine Notlar, s.198

[12] İçli, T. G., Kriminoloji, s.399; Ayrıca bkz. Bartollas, C., Schmalleger, F., Çocuk Suçluluğu, s.185, 186

[13] Glueck, S., Glueck, E. T., “Delinquents And Non-delinquents In Perspektive”, Harvard Univ. Press, Cambridge, Massachusetts, 1968; Akt. Yavuzer, H., Çocuk ve Suç,  s.138

[14] Bartollas, C., Schmalleger, F., Çocuk Suçluluğu, s.186

[15] Yavuzer, H., Çocuk ve Suç, s.138

[16] Polat, O., Kriminoloji ve Kriminalistik Üzerine Notlar, s.199

[17] Soyaslan, D., Kriminoloji (Suç ve Ceza Bilimleri), s.120

[18] İçli, T. G., Kriminoloji, s.402

[19] Yavuzer, H., Çocuk ve Suç, s.115

[20] Yavuzer, H., Çocuk ve Suç, s.115

[21] Yavuzer, H., Çocuk ve Suç, s.115

[22] Yavuzer, H., Çocuk ve Suç, s.113

[23] Köylü, A., Kuloğlu, M., Aksu, H., “Çocuklar, Suç ve Şiddet”,  s.65

[24] Yazgan, Y., “Çocuk Olamazsan Ne Olursun? Beyin ve Gelişimi Açısından Riskli Koşullarda Büyümek”, s.91

[25] Bulut, M., Şiddet ve Çocuk, s.32

[26] Glaser, D. & Frosh, S. (1991), Child Sexual Abuse, 4. Baskı, London, 116-118; Akt. Bulut, M., Şiddet ve Çocuk, s.33

[27] Köknel, Ö. (1987), İnsanı Anlamak, Altın Kitaplar Yayınevi, İstanbul, s.295; Akt. Bulut, M., Şiddet ve Çocuk, s.34; Ayrıca bkz. Karakoç, S., “Aile İçi Şiddetin Çocuk Ruh Sağlığına Etkileri”, s.20, 21

[28] Bulut, M., Şiddet ve Çocuk, s.34

[29] Child Physical Abuse, 2005:1663-1684; Akt. Bulut, M., Şiddet ve Çocuk, s.33

[30] Flannery, D. J. (2006), Violence and Mental Health Everyday Life, Oxford, 85-87; Akt. Bulut, M., Şiddet ve Çocuk, s.33

[31] Köylü, A., Kuloğlu, M., Aksu, H., “Çocuklar, Suç ve Şiddet”, s.63

[32] İçli, T. G., Kriminoloji, s.403

[33] Polat, O., Adli Psikolojiye Giriş, s.103; Polat, O., Tüm Boyutlarıyla Çocuk İstismarı-1, s.42

[34] Polat, O., Tüm Boyutlarıyla Çocuk İstismarı-1, s.243

[35] Polat, O., Tüm Boyutlarıyla Çocuk İstismarı-1, s.243

[36] İçli, T. G., Kriminoloji, s.399

[37] Bulut, M., Şiddet ve Çocuk, s.32

[38] Sutherland, Edvin H. And D. Cressey, The Principles of Criminology, J.B. Lippincott and Comp., Philadelphia, 1966, s.217; Akt. İçli, T. G., Kriminoloji, s.397

[39] Polat, O., Tüm Boyutlarıyla Çocuk İstismarı-1, s.48; Ayrıca bkz. Polat, O., Çocuk ve Şiddet, s.380; İçli, T. G., Kriminoloji, s.404; Bartollas, C., Schmalleger, F., Çocuk Suçluluğu, s.201

[40] Polat, O., Tüm Boyutlarıyla Çocuk İstismarı-1, s.48

[41] Şenol, S., “Aile İçi Şiddetin Çocuğa Etkisi”, s.74

[42] Şenol, S., “Aile İçi Şiddetin Çocuğa Etkisi”, s.72

[43] İçli, T. G., Kriminoloji, s.404

[44] Köylü, A., Kuloğlu, M., Aksu, H., “Çocuklar, Suç ve Şiddet”, s.64

[45] Bartollas, C., Schmalleger, F., Çocuk Suçluluğu, s.186

[46] Dönmezer, S., Kriminoloji, s.260

[47] Dönmezer, S., Kriminoloji, s.259

[48] Polat, O., Kriminoloji ve Kriminalistik Üzerine Notlar, s.197

[49] Kürzinger Josef, Kriminologie, 2. Auflage, Stuttgart 1996, s.189; Akt. Demirbaş, T., Kriminoloji, s.153

[50] Tülin Günşen İçli, Kriminoloji, Seçkin Yayınları, 9. Baskı, Ankara, 2016, s.401

[51] Bartollas, C., Schmalleger, F., Çocuk Suçluluğu, s.186

[52] Demirbaş, T., Kriminoloji, s.155

[53] Bartollas, C., Schmalleger, F., Çocuk Suçluluğu, s.185

[54] Seyhan, K., Bahar, H. İ., “Çocuk Suçluluğu”, s.44; Ayrıca bkz. Bartollas, C., Schmalleger, F., Çocuk Suçluluğu, s.185, 186

[55] Sutherland, E. H., Cressey, Principles of Criminology, J. B. Lippincott C., Chicago, 1955; Akt. Yavuzer, H., Çocuk ve Suç, s.34

[56] İçli, T. G., Kriminoloji, s.400

[57] Yavuzer, H., Çocuk ve Suç, s.153; Tor, H., “Çocuk Suçluluğunda Ailenin Rolü”, s.54

[58] Seyhan, K., Bahar, H. İ., “Çocuk Suçluluğu”, s.44

[59] Polat, O., Kriminoloji ve Kriminalistik Üzerine Notlar, s.197

[60] Yavuzer, H., Çocuk ve Suç, s.34

                                        [61] Bölüm sonu.

 

 

 

 

 

© www.kriminoloji.com 2002

Sitemize www.kriminoloji.com, hukukcu.net, hukukcu.org veya turkhukuk.net, turkhukuk.org adreslerinden ulaşabilirsiniz.

 

ANA SAYFA